Her şeyi ölçerek değerlendiriyoruz. İnsanlık yılı da ölçerek anlamlandırıyor. Aslında 31 Aralık ile 1 Ocak arasında değişen bir şey olmuyor. Fakat her yılbaşı arifesinde alınan kararlar hayatımızın bir senesini etkiliyor. Maaş zamları, mevzuat değişimleri, sözleşme bitimi ve kişisel kararlarımız bir anda takvimi hayatımızda anlamlı bir hale çeviriyor.
Şimdi yeniden karar eşiğindeyiz.
Çarpıcı manşetler görmeye alışkın olsak da bu defa durum ünlemlerle ifade edilemeyecek boyutta.
Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ile Türk Tarımını konuştuk. Hepimiz tarım bakanının 12,7 negatif büyüme açıklamasını anlamaya çalıştık. Sarıbal vaziyeti rakamlarla açıkladı: Bu yıl tarım 18.2 küçüldü. 2001 Krizinde ise ülke ekonomisi %6 küçüldüğü halde tarım %9 gerilemişti. Görüldüğü üzere geride bıraktığımız yılın tarım verileri kriz rakamlarını dahi katlıyor.
Görünen o ki yakın gelecekte soframızdaki her şey ithal olacak. Bütün liberallerin artık yaşadığımız dünyanın gerçekleri ile yüzleşmesi gerekiyor. Sınırları netleşmiş, barış içinde bir dünyada yaşamıyoruz. Çözüm ararken bu gerçekleri görmeliyiz.
Türkiye’nin tarım politikalarını kim belirliyor?
Biz milli tarım politikası belirleyip buna göre üreten bir ülke miyiz?
Geleceğimize dair kararları kendimiz mi alıyoruz?
Neredeyse tüm siyasi partiler Türk tarımının çöküşünü izliyor. AB savunuculuğu yapan yahut fiili olarak uyumlu olan her siyaset kurumu bu çöküşün parçasıdır. Market zincirlerine karşı bakkal ne kadar direndiyse Türk çiftçisi de AB’ye o kadar direnebilir. Atatürk’ün milli tarım politikalarını terk ederek ülkemizi bir gıda krizine soktuk. Buradan anca Atatürk’ün devletçiliği ile çıkarız.
Türk gencine tarlada, bağda, bahçede, merada gelecek vaat edebiliyor musunuz?
Çağdaş bir köy tahayyülünüz var mı?
Köyün gençleri kentin gençleri kadar hayata erişebilir olacak mı?
Uzun zamandır kırsalda yaşamı değerlendiriyoruz. Belli ki hegemonya dışında olduğumuz için fikirlerimizi gerçekleştirecek siyasi temsilcilerimiz yok. Bu şartlarda biz ne yapabiliriz diye düşünürken en başta Köy Enstitüleri’ni anlamaya çalıştık. Bugünün dünyasında, bugünün çözümlerini bulmalıydık. Ancak yol göstericilerimizi de iyi tespit etmeliydik.
Velhasıl, Köy Enstitüleri’nin fikir babası Bulgaristan göçmeni İsmail Hakkı Tonguç’un adını taşıyan İHT Kırsal Kütüphane projesini cumhuriyetimizin yüzüncü yılında hayata geçirdik. Gençlerin kırsalda çağdaş bir yaşam sürebileceği şartları köy gerçekliğiyle buluşturma kararı alındı. Neticede Gaziantep Köseler Köyü’ne 1923 kitaptan oluşan bir kütüphanenin de içinde olduğu minik bir kültür merkezi kuruldu. Köseler Köyü sedirle çevrili sinema salonu, köy müzesi ve spor alanları ile birlikte kırsal yaşamı canlandıran mekâna kavuştu. Genç üreticiyi köyünde tutan başarılı bir sosyal proje gerçekleşti.
Neden 2026 yılında yenileri yapılmasın?