Maalesef saatlerin, hatta saniyelerin çok değerli olduğu bir yaşama kendimizi hapsettik. Bir videoyu izleme tahammülümüz üç saniye. Böyle olunca bırakın saati, günler haftalar bile insana çok yorucu geliyor.
Herhalde bu sebepten belirli gün ve haftalar artık olabildiğine sönük ve protokol kutlamalarıyla geçiyor. 1-7 Mart Deprem Haftası sessiz sedasız geçti.
Her hafta sunduğum Doğanın Sesi programında çarpıcı gerçekle yüzleştim. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız çok net bir şekilde “ zemin bakımından Bursa İstanbul’dan daha riskli” dedi.
Tarihte “küçük kıyamet” denilen 1855 Bursa depremi tam da çığımızın deprem haftasına denk geliyor. 2 Mart ve 12 Nisan tarihindeki zelzele sonucu kentin adeta harap olduğunu biliyoruz.
Bursa bir sonraki büyük depremde yeniden “küçük kıyameti” mi yaşayacak?
Marmara da yaşanacak bir depremin adı şimdiden “büyük İstanbul depremi” olarak konuldu. Bursa olası bir felakette İstanbul’un gölgesinde unutulacak gibi duruyor.
Hal böyleyken Bursa depreme hazırlanıyor mu?
Onlarca toplantı, rapor ve açıklama ile karşılaşıyoruz.
Bazı soruların cevabı hala yok.
Konut yoğunluğunun en fazla olduğu ilçe Yıldırım. Küçücük bir alanda yüzbinlerce insan yaşıyor. Bazı mahallelere toplu taşıma girmiyor, giremiyor.
Olası bir afette Yıldırım’a nasıl müdahale edilecek?
Kentsel dönüşümün yapılmadığını büyükşehir belediye başkanı geçen ay açıkladı. Şimdilik sadece bina dönüşümü var.
Yöneticiler hangi tarihte “artık Bursa’da bütün yapılar güvenlidir” açıklamasını yapabilecek?
Hangi yıla kadar kentin tüm yerleşimi doğru zemine taşınmış olacak?
Maalesef depremin ne zaman kapımızı çalacağını ve bu soruların cevabını bilmiyoruz.