Yavuz Ağıralioğlu’nun liderlik tarzını anlamak için onu yalnızca Türkiye siyasetinin sınırları içinde değil, dünya tarihindeki büyük liderlerle karşılaştırmak gerekir. Bu karşılaştırma, otantik liderlik kavramının farklı kültürlerde nasıl tezahür ettiğini de gösterir.

Nelson Mandela, halkına karşı samimiyeti ve özgürlük mücadelesindeki kararlı duruşuyla otantik liderliğin sembolüdür. Ağıralioğlu’nun halkın dilini kullanması, doğrudan ve içten konuşması, bu açıdan Mandela’nın “halkla bağ kurma” becerisiyle benzerlik taşır. İkisi de karizmalarını kişisel çıkar için değil, değer odaklı bir duruş için kullanır. Sayın Başkanın hak, hukuk, adalet, gençlik ve alın teri vurgusu çok değerlidir. Gençlerin umutlarını çalan, büyük çoğunluğunu yurt dışında yaşama hayali kurmaya iten bu olumsuz iklimde, onların alın terine saygı duyarak vatan topraklarına sahip çıkmaları gerektiğini vurgulaması, ülkenin en önemli sorununu doğru şekilde tespit ettiğini göstermektedir. Başarılı ve ülkenin geleceği olacak gençler beyin göçüyle demokrasi ve adalet seviyesi yüksek ülkelere gitmekte, geride kalanların çoğu da gidebilmenin yollarını aramaktadır.

Mahatma Gandhi, siyaseti ahlaki bir zemine oturtmuş, “hakikat” ve “şiddetsizlik” ilkeleriyle liderlik yapmıştır. Ağıralioğlu’nun da siyaseti güvenilir bir zemine oturtma çabası, değer odaklı yaklaşımıyla Gandhi’nin çizgisini hatırlatır. Her iki liderinde problem çözme yöntemi sadece teknik bir bakış değil, aynı zamanda etik bir duruşla da şekillenmektedir. Yavuz Başkanın problemlerin doğasına bakışı analitiktir. Problemleri sadece tespit edip onlar üzerinde hamaset yapmıyor; problemleri aşama aşama hangi yöntemlerle çözeceklerini de açıklıyor. Yavuz Başkan, genç, dinamik ve eğitimli ekibiyle uzun zamandır memleket sorunlarına kafa yorduklarını göstermektedir. Özellikle yolsuzluk ve yoksulluk üzerinde yaptığı vurgular, pek çok kesimi rahatsız etmiş olmalı ki şimdiden kendisine karşı ayak oyunları kurulmaya başlanmıştır. Başkan ve ekibinin ahlaklı ve karizmatik duruşu, ülkemizde yeni bir umut ve yeni bir nefes olacağı konusunda güven vermektedir.

Winston Churchill, İkinci Dünya Savaşı’nda halkına moral veren güçlü hitabetiyle öne çıkmıştır. Ağıralioğlu’nun da Türk siyasetinde dikkat çeken yönlerinden birisi de hitabetidir. Halkın duygularına seslenebilmesi, kriz anlarında güven telkin etmesi, Churchill’in karizmatik iletişim gücüne benzemektedir. İletişim becerisi bu kadar güçlü olan Sayın Başkanın uzlaşmacı, naif ve kibar bir dil seçmesi, güven ikliminin kaybolduğu ve siyasetin itibarının zedelendiği bu dönemde çok önemlidir. Dünyanın en yüksek faizini ödeyen bir ülkede yaşamanın zorluğunu dile getirmesi ve bundan kurtulmak için sunduğu çözüm önerileri, ekonomi konusunda da uzun zamandır analizler yaptıklarını göstermektedir.

Mustafa Kemal Atatürk, halkı edilgen bir kitle olarak görmeyip onları modernleşme sürecine aktif biçimde dahil etmiştir. Ağıralioğlu’nun demokratik katılımı teşvik eden söylemleri, bu açıdan Atatürk’ün halkla kurduğu bağın günümüzdeki bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Sayın Başkanın ülkenin kurucu liderine yönelik gösterdiği yüksek saygı dili, onun milliyetçi, muhafazakâr ve vatanseverliğinin tezahürüdür. Kurucu lidere gösterilen saygı, ülkenin bölünmez bütünlüğüne gösterilen saygıdır.

Sonuç olarak, Yavuz Ağıralioğlu büyük dünya liderleriyle karşılaştırıldığında otantik liderlik çizgisinde değerlendirilebilir. Ülkemiz açısından bakıldığında, kimsesizlerin, sahipsizlerin, yetimlerin, gençlerin, torpili olmayanların, sadece seçim günü oy olarak görülen mazlum kitlelerin umudu ışığı olmaktadır. Anahtar Parti, bu ağır sorumluluğu kaldırabilecek genç, dinamik, ahlaklı ve eğitimli bir haraket olarak siyaset sahnesinde yerini almıştır.
Allah yardımcıları olsun….