Ahlak, bir toplumda genel olarak uyulması ve yapılması gereken kurallar ve görevlerin tümü olarak tanımlansa da özünde insanî bir olgu olduğundan, kurallar bütünlüğü değil insanın kendisine ve topluma rahmet olabilmesi için kurallar üzerine sergilediği iradeli, insanî bir dik duruştur.
Kurallar, ama İlahî bir dokunuşla ama akleden insanlar tarafından yazılı ve sözlü olarak belirlenmiş olsun, kural oluşlarıyla orada dururlar. İnsan kedi iradesiyle ister bu kurallara uyar isterse uymaz ki bu da insan hür iradesiyle gerçekleştirdiği seçimidir. Kuralın duruyor olması ahlak kavramını doğuramaz çünkü kural var ama uyan yoksa kural var diye Ahlak var diyebilir miyiz? Bu sebeple Ahlakkuralın ve görevin kendisi değil o kurallara uyup görevlerin yerine getirilişindeki insanlığımızdır.
İnsan, doğası gereği ahlaklı doğar ama yaşam içindeki öğretilerden ve seçimleriyle ahlaklı olmayı terk edip, güce, paraya, makama, mala, şan ve şöhrete kulluk yapmaya başlayıp bencil, egoist, çıkarcı, yalancı, görevini kötüye kullanan, dolandıran, tam bir ahlaksız olabilmektedir. Nefs-i emmaresini ilahlaştırıp tapanlar, emmarelerinin kölesi olarak ahlaksızlaşırlar da her türlü kötülüğü kendi çıkarları adına yaparlar. Buradan anlıyoruz ki insan için farz olan, ahlak denilen iradeli dik duruş olmadan kendimize zulmeden zalim bir bencil olmaktan kurtulamayız. Son peygamber Hz. Muhammed,
“Ben güzel ahlakı tamamlamaya geldim”
buyurmaktadır. Bu beyandan, dini öğreti ya da peygamberlik vazifesi Hz. Muhammed’le tamamlandı yorumu da çıkartırız ki inanç sisteminde kesinlikle doğrudur lakin inanç değil de insanın insan oluşundan bakarsak, Hz. Muhammed de bir insandı yani bizim gibi dünyaya babadan olma, anadan doğma bir bedenle gelen, dünyada insanî ihtiyaçlarını karşılayarak bulunan, yiyen, içen, giyinen, barınan, evlenen, çocuğu olandı. O’nun yaşamında karşılaştığı zorluklar, çektiği açılar ve sıkıntılar çok fazlasıyla oldu. Yaşamı dört dörtlük, bir eli yağda bir eli balda olmadı. Yediği önünde yemediği ardında yaşamadı lakin tüm bunlara rağmen insanın, sonucu ne olursa olsun, adaletten, doğrudan, haktan yani kurallara uymaktan ve görevini bu kurallar üzerine yerine getirmekten bir an olsun ayrılmama duruşunu sergileyerek bir insanın yaşamı boyunca neyle karşılaşırsa karşılaşsın ahlaklı olmayı terk etmeden kalabileceğini göstermiştir. Bizlerin, “Dünyada yaşamak, insan olmak ahlaklı olmayı zorlaştırıyor hatta imkânsız kılıyor” deyişimizin önüne, kendi hayatının ahlak üzerine oluşuyla geçmektedir.
İnsan olmak ahlaklı olmayı imkânsız kılıyorsa O nasıl hem insan hem de ahlaklı oldu?
Ahlak her insan için zorunlu olan, olmazsa bizi insan olmaktan çıkartan, kalpten gelen iradeli dik duruştur ve söylemsel değil eylemsel bir haldir. İnsan önce kendisine sonra herkese ve her şeye karşı insan yani ahlaklı olmalıdır.
Devleti, milleti ve bireyi var eden, varlığını devam ettiren, güçlü, imanlı, bağımsız yapan değerdir ahlak.