Dünyanın en kolay ve en çok kullanılan ama en sevilmeyen olayıdır şikâyet. İnsanı o an için şikâyet ettiği konunun üstünde gösteren, sorumluluğun yerine getirildiğini iddia eden, vicdanını rahatlatma ve durumdan kurtulma hissi veren, kurban rolüne bürünülen ama aslında kendimizi kandırmak olan şikâyet, insan olana hiç yakışmayan, insanlığa karşı isyandır.
Şikâyet dilde yer edince kalbin güneşi batar!
Aklını kullanmayan, üzerine düşen mesuliyeti yerine getirmeyen, algıları kapalı insanların kolayı seçip, ederek ömrünü tükettikleri içi boş söylemdir şikâyet.
Farkında mısınız? Sürekli, her şeyden şikâyet eden, hiçbir şeyi beğenmeyen ve böyle olma karakterine bürünen bireylere dönüştük. Yönlendirmeler, özendirilmeler, gözümüzün önüne her an koyulan yanlışların, güzel ve doğru olduğu yalanlarına kapılarak, insanlığımızdan her şikâyette biraz daha uzaklaşarak kendi ayaklarımız üzerinde durma gayretini ve başarısını devre dışı bırakıyoruz. Her konuda cahilce fikirler beyan edip kendimiz dışında herkesi eleştirip, suçlayıp, yapılması gerekenlerin onlar tarafından yapılması gerektiğini bekleyerek şikâyet ediyoruz.
İnsan, günün gelip geçiciliği içinde rüzgârda bilinçsizce savrulan yaprak, nehirde akıntıya kapılmış içi boş kütük gibi dengesiz, orada duran sıradan bir varlık değildir. İnsan, her şeyin istediği gibi olduğu ve başkaları tarafından hazır olarak sunulduğu, bir dediği iki olmayan bencil, umursamaz, empatisi, vicdanı, saygısı olmayan ruhsuz bir varlık da değildir. İnsan, çalışan, düşünen, okuyan, araştıran, öğrenen, adil ve ahlaklı, kendisi, ailesi, toplum ve devlet için elinden gelenin en iyisini yerine getiren, üreten olgun bir kutsiyettir. İnsan olmanın bırakıldığı şikâyet, kişiyi kendi kültüründen, özünden, geçmişiyle kurulu bağından, geleceğe umutla bakışından, şimdiyi yaşamaktan kopartan, köklerini söküp atan bir yanılsamadır.
Eğer, şikâyet içinde olmak insanın doğasında bulunsaydı ve normal olsaydı, herkes şikâyet içinde dert yanmakla kalsaydı ve bunda sıkıntı görmeseydi yani geçmişimiz şu an bizim gibi davransaydı acaba bugün bizler var olabilir miydik? Her durum ve koşulda geleceğimiz, imanımız, devletimiz, insanlığımız, özgürlüğümüz için yapılması gerekeni yerine getiren atalarımız, babalarımız, annelerimiz, dedelerimiz, büyüklerimiz bizim gibi sadece şikâyet etselerdi ama harekete geçmeselerdi ne olurdu? Yakın geçmişimize dönüp bakın! Daha geriye gidip bakın! Daha da geriye giderek görmeye çalışın. Bugün üzerinde yaşadığımız günün temeli olanlar, her şey istedikleri gibi olduğu için mi onların gerçekliği bizim varlığımızı doğurdu?
Evet, yaşamın her alanında ve zamanında karşılaşılan sıkıntılar, çekilen zorluklar olmuştur, olmaktadır, olacaktır. Eskiye bakarsak, yemek, içmek, barınmak, hayatta ve sağlıklı kalmak, köle olmamak sıkıntıları varken, bugün bunların yanında teknolojinin beraberinde getirdiği, şarjın bitmesi, internetin gitmesi, yaşam için şart olmayan saçma sapan ihtiyaç zannedilen şeylerin eksikliği gibi sıkıntılar ama gerçeği kavrayacak kapasitemiz de mevcut.
Şikâyet etme uyuşukluğundan ve prangalarından uyanıp kurtulamazsak, şikâyet edecek yarınlarımız kalmayacak.