Türkiye birkaç gündür Abdullah Öcalan üzerinden umut hakkını konuşuyor. Bahçeli yine yaptı yapacağını ve bu haftaki gurup toplantısında ülke gündemine oturan o veciz ve kafiyeli cümleyi kurdu; “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler göreve ve Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız net” dedi ve bunun üzerine huzurunu dilediği Anadolu’da bariz bir huzursuzluk baş gösterdi. Kimse Ahmet Özer’in, Ahmet Türk’ün görevine ve Selahattin Demirtaş’ın yuvasına kavuşmasına aldırmadı. Ahmet’ler bir yana çok uzun bir süredir kendi partisi Dem Parti ve Kürtler dahi Demirtaş’ın adını ağzına almamaya sanki yeminli gibiler. Dem Parti eş genel başkanı Tuncer Bakırhan Bahçeli’ye destek mesajında bile “siyasi tutuklular serbest kalacaksa” gibi yuvarlak bir cümleyle geçiştirdi. Geçmiş ve en son AİHM kararları Selahattin Demirtaş’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşturulmasını gerektiriyor ama her nedense bu çok haklı özgürlük talebi dahi dile getirilmiyor, savunulmuyor.
Niçin?
Süreç sürsün diye.
Peki, Kürtlerin gönlünde taht kurmuş Selahattin Demirtaş da AİHM kararlarına rağmen serbest bırakılmıyorsa bu süreç niye ve nasıl sürecek? Hadi İktidar, özellikle Devlet Bahçeli Abdullah Öcalan’ı Kürtlerin siyasi liderliğine oturtmaya çalışıyor, onunla çalışmayı ülkenin ve tabi kendi partilerinin iç ve dış siyaseti açısından daha doğru buluyorlar diyelim, peki, DEM Parti’ye ne oluyor. Anlaşılan onların da derdi Öcalan’ı siyasi daha doğrusu ruhani liderliğe yükseltmek. Tabi bu durumda Selahattin Demirtaş’ın unutulması/unutturulması gerekiyor. Ama toplum vicdanı unutmuyor, unutamıyor işte. Demirtaş bahsini ileride müstakil bir yazıya bırakarak geçelim ve dönelim yeniden umut hakkına.
İşte siz Demirtaş gibi eline silah alıp daha çıkmamış bir siyasetçiyi AİHM kararlarına rağmen hapiste tutmaya devam ederken düne kadar bebek katili, İmralı canisi dediğiniz Öcalan’ın umut hakkını gündeme getirirseniz haklı olarak tepki çekersiniz. Ki siz daha dün onunla da değil onun adamı Cemil Bayık’la KIlıçdaroğlu’nu yan yana gösteren montaj videoları halkın gözünün içine sokarak oylarını almış ve bu sayede yeniden iktidar olmuştunuz. Bu halk balık hafızalıdır, unutmuştur, unutmamışsa da unuttururuz diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, çünkü bunlar unutulmayacak kadar büyük hadiselerdi.
Öcalan üzerinden gündeme gelmemiş olsa ya da Kürtlerin diğer sorunları tamamen değilse de kısmen çözüldükten sonra mesela Demirtaş tahliye edildikten ve kayyumlar göreve getirildikten sonra gündeme getirilse umut hakkı da rahatlıkla görüşülebilir. Nihayetinde çoğunu uygulamasa da hala anayasa ile bağlı olduğumuz AİHM’nin bu konuda verilmiş emsal kararları var.
Nedir umut hakkı?
Kısa bir google’mayla rahatlıkla elde edebileceğiniz bilgileri burada size sayıp dökmeme gerek yok ama şu kadarını söyleyeyim ki müebbet hapis cezası almış birinin kalan ömrünü cezaevinde geçireceği ve buradan ölüsünün çıkacağı düşüncesini işkence yasağı olarak görmüş AİHM. Ve demiş ki infaz yasalarında bu konuda düzenlemeler yapılsın, 25 yılını dolduran müebbet mahpusun durumu idare tarafından değerlendirilsin, eğer cezasını sorunsuz ve idareyle uyumlu bir şekilde çekmişse onun da özgürlüğüne kavuşma umudu olsun. İnsan haklarıyla alakalı artısı eksileriyle soğukkanlı bir şekilde tartışılabilecek bir konu ama kabul etmek gerekir ki ülkenin içinde bulunduğu durum karşısında bu tartışma hayli lüks kaçıyor, toplumun ortak aklı ve vicdanı bunu kabulde zorlanıyor.
Çünkü umut sadece Öcalan’ın değil tüm Türkiye’nin hakkı.
İddianamesi aylardır yazılmamış yüzlerce tutuklunun da umuda ihtiyacı var, acaba ne zaman mahkemeye çıkar da tahliye olurum diye bekliyor. İmamoğlu’nun da umuda ihtiyacı var 31 yıl önce aldığım ve iptal ettikleri diplomama yeniden kavuşabilir miyim, ağır yolsuzluk suçlamalarına karşı TRT’den canlı savunma yapabilir miyim diye umutla bekliyor. Binlerce KHK’lı umutla hukuka dönülmesini bekliyor.
Siyasetten geç ekonomiye milyonlarca emekli işçi memur bir an önce biraz nefes alabileceği günleri umutla bekliyor. Say say bitmez. Kısaca bu ülkede umut herkesin hakkı ama hakkı teslime Öcalan’dan başlamak yanlış, zaten Öcalan da güvenlik ve başka sebeplerle pek de dışarı çıkmak istemiyorken bu meseleyi ısrarla gündemde tutmak iki kere yanlış.
Peki, bu kadar açık bir yanlışta ısrar niye? Elbette onun da sebepleri var ama onu da başka bir yazıda tartışırız inşallah.