Çok kritik bir zamanda yolum Azerbaycan’a düştü.
Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin gölgelenmeye çalışıldığı bir dönemde hem gözlemlerim oldu hem de 30 yıl işgal altında kalan Karabağ’ı görme olanağı buldum.

Organizasyonu Ömer Aydoğdu Festival Tur yaptı.
Bursa’nın turizmcilerini ata topraklarına yönlendirme adına önemli bir işti.
****
Önce şu noktaların altını çizeyim.
Halklar arasında öylesine kopmaz bağlar var ki, Türkiye-Azerbaycan ilişkisini yöneticiler istese de bozamaz. Kaldı ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaklaşımı, yandaş medyanın sorumsuz tutumunu ortadan kaldırdı, olumlu bir hava yarattı.

İki noktada tartışma oldu.
Birincisi, ilk ve orta dereceli okullar ile liselerde başörtüsünün yasaklanmasıydı.
Bursa’dan dostum, Mehmet Emir Aksoy’un aracılığıyla tanıştığım ve bir akşam beni ağırlayan eski bakan, 30 yıl milletvekilliği yapmış, Vatandaş Hakları Partisi Genel Başkanı Sabir Rüstemhanlı, bu yasağın daha çok İran’ın yayılmacılığına karşı önlem olduğunun altını çizdi.
Bir küçük bilgi notu ekleyeyim buna: Türkiye-İran sınırı 560 kilometre…
86 bin kilometrekare büyüklüğünde bir ülke olmasına karşın Azerbaycan-İran sınırı tam 680 kilometre…
Davula vuran Azerbaycan, zurnadan ses çıkınca şaşırdı, yandaş medyanın Azeri yönetimine ayar verme girişimine sert tepki gösterdi.
Neyse ki başta MHP Lideri Devlet Bahçeli olmak üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan krizin büyümesinin önüne geçti.
Özgür Özel liderliğindeki ana muhalefet ile son dönemlerde etkili çıkışlar yapan milliyetçi partiler İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti de ilişkileri zedeleyecek adımlar atmadı.
****
Doğrusu başörtüsünün bir insan hakkı olduğunu düşünen bir yazar olarak belirtmek isterim ki, Azerbaycan yönetimi Türkiye’deki yasaklardan ders alarak, sorunu büyütmeden çözmenin yolunu bulabilirdi.
Türkiye özgürlükle sorunu çözdü, laiklik ortadan kalkmadı, ülke bölünmedi (Otoriter yönetim modeline itirazımı sürdürüyorum).
İşin şu tarafını da söylemeden geçemeyeceğim; Azerbaycan’dan ilkokul çağındaki kızların başörtüsü sorununu görenler, nedense Afganistan’da kız çocuklarının okumasının önüne konan engellere seslerini çıkarmıyorlar.
****
İkinci tartışma konusu Azerbaycan-İsrail ilişkileriydi.

Başkent Bakü’yü (Rüzgarlar şehri anlamına geliyor) gezdikten sonraki durağımız Gence şehriydi. Kardeş ülkenin ikinci büyük kenti aynı zamanda Karabağ savaşının ana karargahı konumundaydı.
Azeri yurttaşlarla konuştuğumda “İsrail burada demir kubbe kurdu. Bu sayede nefer ölümleri az oldu” dediler ve eklediler: “Biz İsrail’e Türkiye üzerinden geçen boru hattı ile petrol satarak silah aldık, alıyoruz.”

İLHAM ALİYEV’İN ALİCENAPLIĞI
Yönetim şekline ilişkin itiraz kayıtlarımı bir kenara koyarsam, Gürcistan, Rusya, Ermenistan arasına sıkışmış olan Azerbaycan’ın topraklarına 20 bin kilometre kare eklendi.
Ermenilerden kurtarılan topraklardaki zaferin tarihi 10 Kasım…
Başkan Aliyev, Atatürk’ün ölüm yıl dönümünde kutlama olmaması için askeri zaferin bittiği tarih olan 8 Kasım’ın kutlama günü olarak kabul edilmesini sağladı.

İŞGAL EDİLEN TOPRAKLAR VATAN HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR
İşgalden kurtulan iki Bursa şehri büyüklüğündeki (Bursa 10 bin kilometre kare civarında) Karabağ’ı gezme olanağı bulduk. Han kenti, Şuşa, Ağdan’da müthiş altyapı çalışmalarına tanıklık ettik.
1 milyona yakın göçmenin geri dönüşü için her türlü hazırlık yapıldığını gözledik.
Geniş arazilerde mayın temizliğini gözümüzle gördük; temizlenen alanlara zeytin ve çam ağaçları dikiliyor.
Adeta yeniden yaratılıyor o topraklar…
Ermenilerin yakıp yıkıp bitkin bıraktığı Karabağ küllerinden yeniden doğuyor.
Bence o doğuma siz de tanıklık etmelisiniz.
Kimlikle bu ülkeye gidip, ana dilinizle konuşan insanlara dayanışma duygularınızı ileterek, dostluk kurmalısınız.
****
YANDAŞ MEDYANIN TEK YANLI YAYINI
Kardeş ülkemiz Azerbaycan'dayım. Haber kanalı olarak sadece TGRT vardı. Bir saat boyunca Seda Akbay'a maruz kaldım. Gün başlıyor adlı programda ne yazık ki Türkiye'de muhalefet adına tek bir cümle bile yoktu. Fon yolsuzluğuna ilişkin bir tek haber yoktu.
Borsa genel müdürünün gözaltına alınması haberi adli bir haber gibi verildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'la başladı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın büyük başarıları anlatıldı. Sonra MİT başkanı İbrahim Kalın'ın Türk devletlerinin istihbarat işbirliğine ilişkin söylediklerini aktardı. Hakkını yemeyeyim orada aşırılıklarla mücadele vurgusu vardı. Ama o aşırılık neydi tek bir kelime bile yoktu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşinin içinde olduğu Türk Dünyası lider eşlerinin oluşturduğu kadın birliğine ilişkin haber vardı. Kadının ve ailenin yüceltilmesi konusunda güzel sözler ve düşünceler ortaya konuldu. İçimi ısıtan tek haber oydu.
Ana muhalefet partisi Yeni Parti, İYİ Parti, Yeni Yol grubu hiçbirine ilişkin tek satır haber yoktu. Ey Anahtar partililer, Zafer partililer, Yeniden Refah partililer, Saadet’in iyi kötü bir televizyonu, gazetesi var, medya olmadan nasıl yol yürüyeceksiniz? Bırakın haberlerinizi isminiz bile geçmiyor!
Türkiye'de sanki böyle partiler yok. Sadece iktidar partisi var.
En önemli haber kanalı böyleyse nasıl sesinizi duyuracaksınız?
Sunucu gazeteleri okumaya Türkiye ile başladı. Hürriyet, Sabah, Milliyet ile devam etti! Onların birinci sayfasında da muhalefete ilişkin hiçbir haber yoktu. Yeni Şafak gazetesini en son olarak okudu.