Bursa Ticaret ve Sanayi odasında dananın kuyruğu bugün kopuyor.
İki liste netleşti. Çok sürpriz isimler yok.
Yarış aslında bitmişti ama yenilenler doymadılar. Ayak oyunlarına devam etmek istediler. Yandaş kalemler her zaman olduğu gibi yalan yanlış bilgilerle algı oluşturmaya çalıştılar.
Oysa sonuç çok açıktı.
Özer Matlı’nın güvenoyu alması için sadece bir oyaya ihtiyacı vardı. Ama bunlar alışıklar CHP'ye, Yeni Parti’ye yaptıkları tehdit, şantaj, parayla veya makamla satın almak gibi yöntemlerin burada da geçerli olabileceğini düşündüler.
Ancak bu kez karşı tarafta Yeni Parti yoktu. Özer Matlı’nın kardeşi Önder Matlı AK Parti MKYK üyesiydi. En az Davut Gürkan kadar Ak Partiliydi. Hatta ondan fazla AK Partiliydi.
Karşıda partinin kurucusu Faruk Çelik ve onun başarılı oğlu Enes Çelik vardı. Bu yarışı AK Parti'nin davası gibi göstermek kişisel çıkarları parti çıkarlarının önüne koymak demektir.
Fatma Betül Sayan Kaya davası ne kadar AK Parti davası ise İbrahim Burkay'ın seçilmesi de o ölçüde bir dava konusudur.
Bu konu olsa olsa Bursa'nın toprak rantının bir avuç kişiye dağıtılmasına itiraz edilmesidir.
****
Bakın Eski AK Parti milletvekili, milletvekilliği yaptığı dönemde de Bursa'nın çıkarları konusunda söz söylemekten geri durmayan Mustafa Öztürk ne gibi önerilerde bulundu:
“Üyelerinin, Bursa'nın ve hatta ülkenin değil de kendi ve çevrenizdekilerin çıkarlarına öncelik verdiğinizde bu sonuç kaçınılmaz olur. Bazen gecikmiş olsa da...
Şimdi yeni yönetime çok iş düşüyor. Bakalım uygulama da ne yapacaklar...
Bendeniz de 2017’den beri ilk kez aidatlarımızın işe yaraması ve demokratik hakkımızı göstermek için oy kullandım (Bunu bana söyleyen çok oldu senin yazın sonrasında umutlandık gidip oy kullandık dediler. Yüksel Baysal). Beraber gittiğimiz bir arkadaş boyunlarında mavi taşıyan kişileri fazla ve hareketli görünce Burkay kazanacak galiba ben öyle hissettim dedi. Ben de onlar yönetimi elinde tutanların yanındaki kalabalıklar belli olmaz dedim.
Peki BTSO ne yapılmalı?
1- Oda, Sanayi ve Ticaret olarak ikiye ayrılmalı. Bu kadar büyük yapıyı yönetmek zor olduğu gibi gücü bireysel tutmak yerine dağıtmalı ki yönetenlerin gücü kendi çıkarlarına kullanması engellenmeli. Ayrıca odaklanma artar ve daha faydalı işler yapılabilir.
2- Başkan direkt tüm üyelerin oyları ile seçilmeli ki delegeler üzerinde olabilecek baskılar ortadan kalksın.
3- Komite denilen meslek grupları bir grubun değil tamamen bağımsız seçilmesinin altyapısı hazırlanmalı ki tarafsız ve bağımsız olarak meclise girerlerse kişiye, güce ve kişisel çıkara değil de projenin, iyinin, güzelin yanında yani üyenin, şehrin ve ülkenin menfaatini öncelerler.
4- Denetim (bağımsız denetim de dahil) mekanizmaları işlevsel getirilmeli ki şeffaf ve hesap veren bir yönetim anlayışı oluşsun.
5- Şehrin tüm dinamikleri ile ehliyet ve liyakat dahilinde istişare mekanizmaları devreye sorulsun, ortak akıl egemen olsun.
6- Gösterişe dayalı üyeye, şehre ve ülkeye faydası olmayan projelerden vazgeçilmeli.”
