Şarkılar, türküler insanın konuşarak anlatamayacaklarını ifade etmeye yarar. Kimi birini sever, kimi annesini kaybeder, kimi çektiği gurbeti türkülerle anlatır.

Köroğlu yiğitlemeleri de birden fazla mesaj taşımakla birlikte toplumsal yönü ağır basan eserlerdir. İnsanların bunca yıldır Ayvaz’ı, Nigar’ı ve Çamlıbel’i unutmaması Köroğlu’nun toplumda politik bir dayanak yaratmasından kaynaklıdır.

Savaşın bile senfonisi vardır. Dmitri Şostakoviç’in meşhur Leningrad Senfonisi (Op. 60- 7. S.) İkinci Dünya Savaşı’nın Rus Milleti’ne neler hissettirdiğini her yönüyle insana hala anlatır.

Yahut İran- Irak Savaşı için bestelenen Hürremşehir Senfonisi bugün hala İsrail karşıtı eserlerden biri olarak çokça kullanılıyor.

Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor.

Yaşanan siyasi kırılmalar gelecekte çok daha iyi anlaşılacaktır.

Türk sanatının üretkenliği körelmeye devam ediyor. Sanatçı içinde bulunduğu toplumsal süreci, siyaseti ve savaşı yaşayarak üretir.

Sanatçı içinde bulunduğu dünyayı eserine yansıtamıyorsa kimin dünyasını yansıtıyor?

Yanlış bilinenin aksine Türkiye çok yetenekli sanatçılar yetiştirmiş ve bu kimseler tüm dünya tarafından takdir görmektedir.

Demek ki bir sorunumuz var. Kültürel anlamda bıraktığınız her boşluğu birileri doldurur. Etkilenmemiş ve bağımsız sanat mümkün değildir.

Her şey de elbette siyaset olmasın. Fakat ülkemizde sanatın bayağılaşması için ciddi adımlar atılıyor. Son dönemde hiçbir sanatsal değeri olmayan proje gruplarının sahaya sürülmesi nasıl bir geleceğe sürüklendiğimizin bir perspektifidir.

K-Pop kültürü ite kaka da olsa Türkiye’ye sokuldu.

Velhasıl memleketin kültürel yozlaşmasını ben mi durduracağım?

Yok mu bu işe bakan takım elbiseli insanlar.