Dünya ekonomisinin ağırlık merkezi giderek doğuya kayıyor.
Çin dünya üretim sisteminin merkezlerinden biri.
Hindistan yükseliyor.
Rusya'nın ticaret güzergâhları yeniden şekilleniyor.
İran yakın ve büyük bir pazar.
Pakistan yaklaşık çeyrek milyarlık nüfusuyla önemli bir ekonomik potansiyel taşıyor.
Bursa'nın Avrupa'yla ekonomik entegrasyonu elbette korunmalıdır.
Ancak yanına yeni bir ekonomik coğrafya eklemek zorundayız.
Matlı ilk yıl beş uluslararası ticaret koridoru ve dört yılda 30 aktif ülke masası öneriyor.
Burkay dönemindeki BTSO'nun ise Çin, Rusya, İran, Hindistan ve Pakistan dahil birçok ülkeyle alım heyetleri ve ticari temas tecrübesi bulunuyor.
Her ikisi de değerli.
Fakat artık bir sonraki aşamaya geçmek gerekir.
Heyet ağırlamak başka şeydir, dış ticaret stratejisi oluşturmak başka şeydir.
Bursa-Çin Ticaret Stratejisi nerede?
Bursa-Hindistan Ticaret Stratejisi nerede?
Rusya'da hangi Bursa ürünlerinin pazarı büyüyor?
Çin'in üretim zincirlerine hangi Bursa firmaları girebilir?
Hindistan'ın ithalatında Bursa'nın rekabetçi olduğu ürünler hangileri?
İran ve Pakistan'da hangi sektörlerimizin önü açılabilir?
Bu ülkelerin ticaret müşavirleri ve ataşeleriyle ön görüşmeler yapıldı mı?
Hedef sektörler belirlendi mi?
Potansiyel alıcı ve distribütörler çıkarıldı mı?
Matlı'nın 30 ülke masası vaadinde benim sorum:
Hangi 30 ülke, neden bu ülkeler ve Bursa bu ülkelere ne satacak?
Burkay'a sorum ise:
Bugüne kadar gerçekleştirilen uluslararası temaslar neden artık kalıcı, ülke bazlı Bursa dış ticaret stratejilerine dönüştürülmesin?
Hükümet’e Sorun Anlatmak Yetmez
Burkay'ın önemli avantajlarından biri BTSO'nun mevcut kurumsal gücü sayesinde ekonomi yönetimine doğrudan ulaşabilmesidir.
Merkez Bankası Başkanı'nı Bursa iş dünyasıyla buluşturup kur, faiz ve finansman problemlerini doğrudan aktarmak önemlidir.
Matlı'nın vaat ettiği Ankara Masası da doğru kullanılırsa güçlü bir mekanizmaya dönüşebilir.
Ancak Ankara'ya gidip:
“Faiz yüksek.”
“Kredi bulamıyoruz.”
“Kur ihracatçıyı zorluyor.”
demek artık yeterli değildir.
61 bin işletmenin temsilcisi masaya veri koymalıdır.
Örneğin:
“Bursa tekstil sektöründe nakit dönüşüm süresi şu kadar güne çıktı. Sektörün şu kadar milyar liralık işletme sermayesi açığı oluştu. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı şu seviyeye ulaştı. Önerdiğimiz düzenleme yapılırsa şu kadar firma ve şu kadar istihdam bundan etkilenecek.”
İşte o zaman 61 bin üyenin ekonomik gücü ortaya çıkar.
Veri talebe, talep politikaya, politika örgütlü mücadeleye dönüşmelidir.
Vergi Politikası Nerede?
İki adayın programında da en fazla eksikliğini hissettiğim alanlardan biri vergidir.
Vergi yalnızca yıl sonunda ödenen kurumlar vergisi değildir.
KDV,geçici vergi,stopaj,SGK yükleri, yatırım teşvikleri, iade süreçleri
ve diğer mali yükümlülüklerin tamamı işletmenin nakit akışını etkiler.
Net işletme sermayesi sorunu yaşayan işletmenin kasasından bugün çıkan fakat aylar sonra mahsup veya iade edilen her tutar yeni finansman ihtiyacı yaratır.
BTSO neden bir “Bursa Vergi ve İşletme Sermayesi Raporu” hazırlamasın?
61 bin üyeden alınan veriyle sektör sektör vergi ve sosyal güvenlik yüklerinin üretim, istihdam ve nakit akışı üzerindeki etkisi hesaplanabilir.
Sonra ekonomi yönetiminin karşısına somut mevzuat değişikliği önerileriyle çıkılabilir.
Bence gerçek temsil budur.
Yeni Fabrikadan Önce Mevcut Fabrika Nasıl Ayakta Kalacak?
Yeni OSB önemlidir.
Yeni ticaret alanı önemlidir.
Fuar merkezi önemlidir.
Teknoloji yatırımı önemlidir.
Ama bugünün sanayicisinin çok daha acil bir sorusu vardır:
“Yeni OSB'de yarın kuracağım fabrikanın hayalini konuşuyoruz; mevcut fabrikamı bugün nasıl çevireceğim?”
Yüksek faizle, daralan iç pazarla, artan girdi ve işçilik maliyetleriyle, uzayan tahsilat vadeleriyle, yüksek vergi yüküyle, işletme sermayesi açığıyla, uluslararası pazarlarda kaybedilen rekabet gücüyle mücadele eden işletmenin bugünkü sorusu budur.
Bu nedenle BTSO seçimlerini kimin kaç OSB, kaç merkez, kaç bina veya kaç proje yapacağı üzerinden tartışırsak Bursa ekonomisinin esas meselesini ıskalarız.
1 Ekim'de Asıl Seçilmesi Gereken Şey
Ben bu seçime yalnızca İbrahim Burkay ile Özer Matlı arasındaki bir başkanlık yarışı olarak bakmıyorum.
Asıl tartışılması gereken BTSO'nun nasıl bir kurum olacağıdır.
61 bin üyeye hizmet veren büyük bir organizasyon mu?
Bursa'ya büyük yatırımlar kazandıran bir proje merkezi mi?
Yoksa bunların yanında 61 bin işletmenin ekonomik çıkarlarını bilimsel verilerle belirleyen, ortak taleplerini örgütleyen, ekonomi yönetimi karşısında bunların takipçisi olan ve dünyadaki yeni ekonomik merkezlerle Bursa arasında sistematik ilişkiler kuran güçlü bir ekonomik temsil örgütü mü?
Bana göre üçüncüsü diğer ikisini zaten kapsar. Bursa'nın yeni projelere ihtiyacı vardır. Yeni sanayi alanlarına da ihtiyacı vardır. Teknolojiye, dijitalleşmeye, yapay zekâya, fuara ve eğitime de ihtiyacı vardır.
Ama hepsinden önce Bursa'nın:
ne üreteceğini,
kime satacağını,
hangi kaynakla finanse edeceğini,
üreticisinin bugünkü ekonomik koşullarda nasıl ayakta kalacağını
konuşmaya ihtiyacı vardır.
O nedenle 1 Ekim'de adaylara yalnızca:
“Bursa'ya ne yapacaksınız?”
diye sormayalım.
Üç soru daha soralım:
“Açıkladığınız projelerin hangilerini BTSO kendi yetkisiyle yapabilir?”
“Hangileri için devletin veya yerel yönetimlerin kararına ve parasına ihtiyacınız var; bu kurumlarla bugüne kadar hangi somut görüşmeleri yaptınız?”
Ve hepsinden önemlisi:
“61 bin işletmenin ekonomik gücünü nasıl örgütleyeceksiniz?”
Bence BTSO seçimlerinin asıl sorusu budur.