Tırnağın varsa başını kaşı!

Sorumluluk, kişinin kendi davranışlarının, yetki alanının veya üstlendiği bir işin sonuçlarını kabul edip üstlenmesi olarak tanımlanır. Tanım genel anlamıyla doğru olduğu gibi sadece yapılacak iş anlamında kalırsa noksandır. Öncelikle,

İnsan, aile, toplum, vatandaş, inanç, öğrenci olmanın ve mesleğin getirdiği mesuliyetler vardır!

Var olmak mesuliyet ister. Kaba bir idrakle bakıldığında taşınması zor ağırlık gibi duran sorumluluk, aslında ağırlıkları hafifleten, yaşamı zorlaştırmak yerine kolaylaştıran, hayata düzen ve kolaylık kazandıran değerdir.

İnsan olarak kendi bireyliğimiz alanında, işimize yarıyor, bizi mutlu ediyor, yaşamamızı sağlıyor. İhtiyaçlarımızı gideriyor, faydası oluyor diye hayatımız içinde olmasını istediğimiz her şeyin beraberinde getirdiği sorumlulukları vardır.

İnsanın varlığı tekdüze bir varlık olmayıp, insan olmanın getirisi olarak birden çok yön içerir. Önce evlat, sonra birey, daha sonra kardeş, abi, öğrenci, arkadaş, eş, baba, anne hatta amca, dayı, hala, teyze gibi bir sürü vasıf sahibi oluruz ve tüm bunlar varlığımızı oluşturan vasıflar olarak hayatımızın yani bizim bir parçamız olurlar. Bunları kabul edip bunlarla varlık giyinirken sorumluluklarını yerine getirmemek, bizi birey olmaktan çıkartır. Bunların yanında, toplum içinde birbirimizle etkileşim ve uyum üzerine, birbirimize bağlı ve ihtiyaç duyanlar olarak, yaşadığımız için topluma karşı da sorumluluklarımız var! Herkes kendi sorumluğunu yerine getirdiği için gerçekleşen düzen ve sürdürülen bir yaşama dahiliz. O kadar çok hazıra ve kolaya alışmış bir şekilde yaşıyoruz ki, bu sistem kıymetli olanı basitleştirmeye dönüşmüş.

Eve gelirken markete giriyoruz, istediğimiz ürünler var, alıyoruz. Kendimizi parasını verdiğimiz şeyin efendisi zannediyoruz! Eve geliyoruz, elektrik, su, doğal gaz, internet var! Varlığının farkında olmadan, var oluşunu sağlayan insanların özverisini görmezden gelip teşekkür etmeden sadece kullanıyoruz. Sahip olduğumuz imkânların zenginlik olduğuna kör ve cahil yaşıyoruz. Şimdi, o insanlar sorumluğunu yerine getirmediği için tüm bunlar ortadan kalksa yani markete geldin raflar boş, ekmek yok. Eve geldin, elektrik yok, çeşmeyi açtın su yok gibi bir düşünelim! Bunları kendimizin yapma imkânı da yok. İşte o zaman mı kıymetini anlayacağız? Önce şikâyet ederiz, sonra kızarız daha sonra elimizde telefon ilgili yerleri aramak isteriz ama telefon da çalışmıyor çünkü sorumlular, sorumluluklarını yerine getirmemiş! Peki bizler, sorumluluklarımızı elimizden gelenin en iyisiyle yerine getirmediğimizde, birilerine zarar verdiğimizin farkında mıyız? Yoksa sadece bencilce, sırf kendisini düşünen sorumsuzlardan mıyız?

Aynı durum trafik için de geçerli!

Herkes, kendisi dışında diğerlerinin tüm kurallara uymasını, düşünceli, anlayışlı olmasını bekliyor. Yani herkes, trafikte araç kullanma sorumluluğu yerine gelsin istiyor ama iş kendisine gelince, sanki kurallardan muafmış gibi davranıyor!

Asıl sorumluluk, kendimizin o kurallara uymasıdır. Çünkü insanım diyorsak, sorumluluk giyindik ve giydiğimiz sorumluluğu yerine getirmek mecburiyetindeyiz!