Son bir aydır; hayat pahalılığına, hukuksuzluklara, adam kayırmacılıklara rağmen, biri anayasal güvencede olan özlük haklarını arayan madenciler, diğeri hak arayışında olan gaziler ile ilgili gelişmeler özel olarak değerlendirme gerektiriyor.
İkiside dar bir grupla Ankara’nın göbeğinde demokratik hak arayışında, ama o koca koca Türkİş, Disk; Hakİş ve bağımsız sendiklar; kitlesel bir gösteri, bir destek direnişi sergileyemediler.
Diğerleri; haklarını aramaya çalışan, kolu bacağı, gözü, kulağı kopmuş er gaziler. O koca koca, sivil toplum örgütleri, şehitler ve gaziler üzerinden ekmek yiyen siyasi partiler, kurumlar, büyük bir kitlesel destek veremediler.
Toplumun kendiliğinden gelen kitlesel protestoları ve destek mitingleri de olmadı.
Her ikisi de özde yalnızlık içinde direnişe devam ediyorlar.
Bu iki gelişmenin bende yarattığı derin sızı devam ederken;
X’te yorumlarını dinlediğim, Türkiye’nin entelektüellerinden İlbey; günün toplumsal algısını formüle etti; yaşanan şey “Hissizlik Hissi” dedi.
Doğru bir tahlil.
Bu nedenle, hem bu tahlile destek, hem de “Toplumsal Hissizleşme”yi kendimce analiz etmek istedim.
Ve bugünkü yazımı bu konuya ayırdım.

SIRADANLAŞMA
Herşeye zam geliyor. Motorin 84 lira. Dolar neredeyse 50.
Market poşeti sürekli hafifliyor.
Kiralar, faturalar, okul masrafları… Her ay aynı film.
Bir gazete editörü için bile “Hayat Pahalılığı” artık “haber” değeri taşımıyor. Sadece sabah uyanınca hergün yüzünüze çarpan bir tokat bu. Ama yediğiniz bu tokat sanıldığının aksine, bizi sarsmak yerine daha da hissizleştiren ve daha da uyuşturan bir duygu yaratıyor.
Keza; hukuksuzluk, idari kayırmacılık, özgürlüklerin daralması…
Bunlar da öyle.
Tüm bunlara bir süre sonra kulaklar alışıyor, gözler yoruluyor, yürekler kapanıyor.
İşte tam burada devreye giriyor o ünlü kavram; ” toplumsal hissizleşme”.
Bu, bireysel bir “hiçbir şey hissetmiyorum” hali değil.
Bu kolektif bir uyuşma.
İnsanlar artık “yine zam geldi” deyip omuz silkıyor.
“Yine bir kayırma haberi” deyip geçiyor.
“Özgürlük mü kaldı?” diye sorup susuyor.
“Vicdan ile güvenlik, tepki ile yorgunluk” arasında yapılan sessiz bir anlaşma gibi bu.
Gelenekte anne baba uyarmasında olan “Kapını ört, karışma, kendine bak” cümlesini duymana artık gerek kalmadı, bu beynin bir köşesinde, bilinçaltında yerleşmiş sanki.
Tepkisizleşme, uyuşma, zamanla bir yaşam stratejisine dönüşüyor.

HİSSİZLEŞME
Bu bir hissizleşme...
Ama bu bir savunma mekanizması aslında. Gelip sarıyor; hem insanı hem toplumu.
Sürekli, siyasi baskı, ekonomik baskı, adaletsizlik algısı ve belirsizlik, bir zaman sonra aslında bir anesteziye dönüşür.
Çünkü acı sıradanlaş, skandal sıradanlaşmış, eşitsizlik sıradanlaşmıştır. Bireyde ve toplumda empati duygusu oldukça incelmiştir.
İnsanlar birer özne olmaktan çıkıp, olayları camın arkasından izleyen seyircilere dönüşmüştür.
ÇATLAMA
Ama bu hissizleşme sonsuz değildir. Bir gün bir zam sana daha fazla batar, bir haksızlık daha fazla göze çarpar, bir özgürlük kısıtı daha fazla boğar insanı.
İşte o an, uyuşukluk da çatlar.
Çünkü gelişmeler dipte bir dalga biriktiriyordur.
O dalganın ne zaman, nerede ve nasıl yüzeye çıkacağını kimse bilemez.
Asıl tehlike, bu dip dalgayı görmezden gelmektir. Yüzeyi izleyip “her şey yolunda” demek, altındaki akıntıyı inkâr etmektir.
Hissizleşme bir savunma olabilir. Ama o savunma, bir gün herkesi sürükleyecek bir dalgaya dönüşür.
Çünkü; Hissizleşen toplum, aslında en gürültülü sessizliği yaşamaktadır.