Amerika ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattığı savaş 4.gününde. Savaşın gidişatını daha ziyade Amerikan ve İsrail yanlısı medyadan ve oturduğumuz rahat koltuklardan film izler gibi izliyoruz. Yanlı yayınlarda dahi işlerin Amerika/ İsrail şer cephesinin istediği gibi gitmediği anlaşılıyor. Ancak biz burada savaşın seyrine dair gidişatı özetlemek yerine bu savaşa insani ve İslami yaklaşımın nasıl olması gerektiği üzerinde duracağız. Çünkü cephede durum an be an değişiyor ve dediğim gibi herkes yaygın ve sosyal medyalar aracılığıyla savaşı takip ediyor.

Biz savaş muhabiri ya da bu savaşı arka planlarıyla analitik olarak değerlendirecek bir uzman da değiliz. Ancak pasif birer seyirci de olamayız, hemen yanı başımızda meydana gelen bu büyük olaya dair söyleyecek bir sözümüz, tarihe not düştüğümüz bir duruşumuz olmalı.

Başlığa insani ve İslami bakışın yanında bir hukukçu olarak hukuki bakışı da ilave etmek isterdim ama hukuk epey zamandır küre ve ülke bazında kayıt dışı. (Kayıt dışı hukuk meşhur ceza profesörü Adem Sözüer’e aitmiş dün Av. Ekrem Tekin Abinin paylaşımından öğrendim. Kayıt dışı hukuktan kasıt evrensel ve ahlaki olmayan, bunu dert de etmeyen kayıt dışı para gibi, tamamen gücün yarattığı ve dayattığı bir ucube diyelim ve geçelim, çünkü konumuz bu değil)

İran Savaşına insani bakış hiç şüphesiz bizi saldırgan Amerika ve İsrail’in karşısında İran halkının yanında durmaya icbar eder. Hiçbir geçerli sebep yokken, eğer vurmasaydık balistik füzeler yapıp Amerika’yı vuracaklardı gibi çocukları dahi güldüren bahanelerle, üstelik barış görüşmeleri devam ederken bir ülkeye vahşice saldırılıyorsa o ülke insanının kimliğine, dinine, mezhebine, milliyetine bakılmaksızın yanında yer almak insanlığın gereğidir.

O nedenle şahsen başka bir sebebim olmasa dahi vicdan sahibi bir insan olarak Amerika ve İsrail’in karşısında İran halkının yanındayım. Takdir edilir ki İran halkının yanında olmak İran Devletinin ve rejiminin de yanında olmak anlamına gelmez. Ayakta tutmak için halka çok büyük acılar çektirilen, bedeller ödettirilen ve adına İslam Cumhuriyeti denilen bu rejime dair haklı eleştirilerim, itirazlarım saklı ve bakidir. Ancak yine insanlık bu itiraz ve eleştirileri savaş sonuna kadar ağza almamayı, yutkunmayı gerektirir. Eminim bu badireyi atlattıktan sonra bize bırakmadan İran halkı bizim bütün itirazlarımızı fazlasıyla yapacak ve kendisine daha müstakim bir yol çizecektir.

Gelelim İslami bakışa.

Böyle bir bakışa ihtiyaç var mı?

İki sebepten dolayı var.

Birincisi her şeyden önce bugün dünyanın iki büyük terör devleti olan Amerika ve İsrail’in saldırısına uğrayan ülkenin resmi adı İran İslam Cumhuriyeti, İkincisi her ne kadar Türkiye önünde ya da arkasında İslam olmasa da halkı Müslüman bir ülkedir ve bu satırların yazarı da Elhamdülillah bir Müslümandır.

Kutsal kitabımız Kuran “müminler kardeştir” der. İslam komşuluk hukukunu önemser. Çok detaya girmeden basitçe ifade etmeli ki Müslüman komşumuz İran’a gayrı Müslimlerce ve üstelik haksızca, vahşice, barbarca yapılan saldırıya karşı Müslüman kardeşimiz ve üstelik komşumuz İran halkının yanında olmamız inancımızın da bir gereğidir.

Ama onlar Şii, ama onlar bizi kâfir ilan etmişlerdi, onlar da filan tarihte şöyle, şöyle kötülükler yapmışlardı, o yüzden biz bu savaşta taraf olmayacağız yesinler birbirlerini demek bir Müslümana yakışmaz.

Bir insan teki ve bir Müslüman olarak İran Savaşına bakışımızı oruç kafanızı fazla şişirmeden böylece ortaya koyduktan sonra bu savaşta Türkiye ne yapıyor ve ne yapmalı sorusuna da gelecek yazılarda bakalım inşallah. Zira savaşın ilk dört gününde içeride ve dışarıda takdir toplayan Türkiye’nin soğukkanlı, arabulucu ve savaş karşıtı politikasından bazı mazeretler göstererek çark edeceğine dair tehlikeli işaretler geliyor.