İmamoğlu davası 9 Mart 2026 itibarıyla başladı. Ekrem İmamoğlu tutuklandıktan yaklaşık bir yıl sonra başlayan dava İran Savaşının gölgesinde kaldı, yeterince gündem olmadı. Bu da gayet normal hemen yanı başımızda komşumuz İran’da savaş varken asıl muhataplarından başka kimse bu davayı birinci gündem maddesi yapmaz, silahların konuştuğu yerde söz biter.

122’si tutuklu 402 sanıklı, sanıklardan Ekrem İmamoğlu’nun CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olması, diğer sanıkların çoğunun CHP’li belediye başkanı ve belediye bürokratlarından oluşması nedeniyle bu dava eğer İran savaşı olmasaydı ülkenin gündemine otururdu şüphesiz, ama olmadı, Amerika ve İsrail İran’a saldırdı İmamoğlu davası ikinci plana düştü.

Gerek sanıkların çoğunun ünlü muhalif siyasiler olması ve gerekse siyasi sonuçlar üretecek olması nedeniyle hukuki bir dava olmaktan ziyade siyasi bir dava gözüyle bakılan ve öyle algılanan İmamoğlu davasının bu şekilde savaşın gölgesinde kalması iktidara Allah’ın bir lütfu gibi duruyor. Zira iktidar çok çaba göstermesine rağmen İmamoğlu ve arkadaşlarına yönelik bu davayı bir rüşvet ve yolsuzluk davası olarak benimsetmeyi başaramamıştı. Yapılan kamuoyu araştırmalarında Ak Parti tabanı da dâhil ağırlıklı olarak insanlar bu davayı siyasi bir dava olarak görüyordu. “Ekrem İmamoğlu kazanma ihtimali yüksek bir Cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıkmasa bunlar başına gelmezdi” yaygın bir kanaat. Düşük ihtimal ama hadi yolsuzluk ve rüşvetten yargılandı diyelim tutuksuz yargılanır, 31 sene önce aldığı diploması hukuk zorlanarak iptal edilmezdi.

Yani iktidar İmamoğlu konusunda beklemediği bir kamuoyu direnci ile karşılaştı. Beklendiği gibi olmadı, insanlar bu davaların yolsuzluk ve rüşvet nedeniyle açılmış davalar olduğuna ikna edilemedi. Bütün itibarsızlaştırma ve engelleme girişimlerine rağmen CHP mitingleri hız kesmeden devam etti, parti bölünmek şöyle dursun daha da bütünleşti. TRT dâhil iktidar medyasının yoğun gayretleri de kifayet etmedi, iktidar daha davanın başında Ekrem İmamoğlu’nu insanların gönlünde mahkûm edemedi.

Kamuoyu böyle aleyhine olan iktidarın bu davada hukuki bakımdan da birçok güçlükle karşılaşacağı anlaşılıyor. Zira iddiaların çoğu gizli, açık tanık beyanları, itirafçı ifadeleri ve HTS kayıtları gibi hukuki bakımdan yan delillere dayanıyor. Hele hele örgüt suçlaması var ki bu tür davalara girmiş bir hukukçu olarak ispatı bakımından en zorunun da bu olduğunu düşünüyorum. İstanbul belediyesinin veya başka bir belediyenin hiyerarşik yapısını örgüt şemasına dönüştürürseniz ceza hukuku anlamında inandırıcılıktan uzaklaşmış olursunuz. İmamoğlu Beylikdüzü Belediye Başkanlığına ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına da suç işlemek kastıyla gelmiştir, yani ta en baştan siyasete bu suçları işlemek amacıyla girmiştir demeniz ve buna hadi kendiniz inandınız kamu vicdanını da inandırmanız gerekir ki bu şartlarda bile çok zor.

Tam da bu nedenlerle olsa gerek Sayın Devlet Bahçeli mükerrer konuşmalarında yargılamalar TRT’den yayınlansın derken MHP, Ak Parti ile birlikte mecliste tam tersi yönünde oy kullanıyor ve CHP’nin bu yöndeki teklifi ikidir reddediliyor. Özgür Özel “ben arkadaşlarıma güveniyorum, siz de iddialarınıza ve bu iddiaları yazan savcılarınıza güveniyorsanız buyurun yargılamaları TRT’den canlı yayınlayalım” dediği halde buna yanaşmıyorlar.

İşte İmamoğlu davasında işler iktidar açısından böylesine kritik bir eşikteyken Ortadoğu’da patlayan savaş bu davayı gölgede bıraktı. Davanın gölgede kalması kamuoyu ilgisi ve baskısı olmaksızın ilerlemesi ve sonuçta adaletin daha rahat bir ortamda tecellisi için bir fırsat olabilirdi aslında ama bu dava özelinde öyle olmaz. Çünkü başta da söyledik bu dava hukuki anlamda bir ceza davası değil siyasi bir ceza davasıdır ve bu davadan beklenen adaletin tecellisinden ziyade siyasetin iktidarın isteği doğrultusunda şekillenmesidir. Maalesef bu tür davalarda sanıklar kürsüdeki hâkimlerden çok kamuyu desteklerine güvenmek zorunda kalıyorlar. İran savaşı da bu ilgi ve desteği azaltıyor.

Elbette savaş çok kötü bir şey ve iktidar da samimi bir şekilde bu savaşın bir an önce bitmesi için gayret sarf ediyor ama diğer yandan bu savaş iktidara böylesine umulmadık faydalar da sağlıyor. Erdoğan’ın bunca yıldır iktidarda kalabilmesi biraz da böyle kritik zamanlardaki şansına bağlı değil mi?