Yazıyı kaleme aldığım saat itibariyle ABD meşhur açıklamasını yaptı: İran’da yaşayan ABD’lilere ülkeyi terk etme çağrısında bulundu. Eskiden ABD bir ülkeyi vurmadan önce bu açıklamayı yapar, küresel ekonomik aktörlere bu durumdan yararlanabilecekleri spekülatif işlemlerin de önünü açmış olurdu.

İran ve ABD arasında Umman’da başlayan görüşmeler öncesinde yaşananlar tam bir pozu gösterme şovuydu. Trump, küçük işletmelere çöken büyük işadamı tarzıyla, ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyor. İran fazladan verilecek en ufak bir tavizin bile rejimi çökertebileceği ve savunmasını kırabileceğinin farkında. Binyılların birikimiyle dış politikada müzakere süreci nasıl yürütülür ders veriyor adeta. İran dış işlerinin performansı, uluslararası ilişkiler bölümlerinin derslerinde diplomasi sanatı başlığında örnek olarak anlatılabilecek seviyede.

ABD, Trump’ın iktidarıyla birlikte büyük çatışmalardan kaçınan fakat operasyonel saldırganlığa yöntem olarak başvuran bir ülke konumunda. Trump, saldırgan üslubuyla ve yaptırım sopasıyla, göreve geldiğinden beri dünyayı diken üstünde tutuyor. Esasen Avrupa’nın zayıflığı ve aciz hükümetleri Trump’ın kendisini dev aynasına görmesine neden oluyor. Yoksa Xi veya Putin ile konuşurken oldukça kibar ve ölçülü bir Trump görüyoruz. Hatta Kim Yong Un’dan bile bahsederken kendisine çeki düzen veriyor. Ama dişine göre birini yakaladığında onu sonuna kadar aşağılıyor. Avrupa’nın Trump karşısındaki zavallılığı, ABD’nin gücünün sınırlarını çok aşan bir görüntü vermesine sebep olmakta.

ABD’nin bölgemizdeki görüntüsü de gerçek gücünün ötesindedir ve şişirilmektedir. Bunda medyanın azımsanmayacak bir payı var. Dünya’da, Amerika’da ve bölgemizdeki gelişmeler bu resmi ters yüz ediyor. Öncelikle bölgemizdeki gelişmelere baktığımızda şunları görüyoruz:

· Atlantik’in büyük bir ittifakla başlattığı Ukrayna Savaşı, Rusya’nın galibiyetiyle sonuçlanmak üzere. Üstelik Atlantik güçleri bu savaş nedeniyle paramparça olmuşken, Rusya dostlarıyla olan ittifakını çok daha güçlendirdi.

· Suriye’de İran ve Rusya’nın etkisi kırılsa da, ABD’nin 1991’den itibaren yürürlüğe koyduğu ikinci İsrail planı çöktü. Şara iktidarının ABD ile uyumu ve İsrail’in işgalini kabullenen tavrı elbette önemlidir ama talidir.

· Irak’ta işgale rağmen kazanan İran oldu. Son seçimlerde Maliki’nin ve onu destekleyenlerin gücü, İran’ın Suriye’den çıkmış olsa da konumunu Irak’ta pekiştirdiğini gösteriyor.

· Suudi Arabistan, ABD ile yakın ilişkilerini sürdürmekle birlikte artık petro-dolar üzerinde oturan zayıf bir hanedan yönetimi olmak istemiyor. Çin ile olan stratejik ilişkileri ve bu sayede İran ile yakınlaşmaları çok önemlidir. Ayrıca Suudi Arabistan, Körfezdeki İsrail olan Birleşik Arap Emirlikleri’yle ittifakını bozdu. Yemen’de BAE’nin üzerine silahla yürüdü. Sudan’da da benzer bir tablo var. Üstelik Katar’la da normalleşti. Pakistan ile çok önemli bir askeri stratejik anlaşma imzaladı. Ümit ediyoruz ki bu anlaşmaya Türkiye’de dâhil olsun, hatta Kaan projesini beraber yürütelim. Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan-Katar-Mısır hattı İsrail-Yunanistan-GKRY-Hindistan hattına karşı en önemli denge unsuru olacaktır.

· İran’a olası bir askeri operasyona, bölge ülkelerinden, İsrail dışında açıkça destek veren hiçbir ülke olmadı. Oysaki birçok ülke savaşa karşı net açıklamalarda bulundu. Eskiden ABD bölgede bir operasyona başlamadan önce, bölge ülkelerinin desteğini net olarak alırdı. Şimdi hiçbir ülke üslerini bile kullandırmak istemiyor.

Dünya’da ise öne çıkan resim şu:

· Çin’in yüksek teknolojideki lider konumu pekişiyor. Aynı zamanda dünyada dolar kullanımı azalırken, Çin Yuan’ı merkeze alan yeni bir uluslararası rezerv para için düğmeye bastı.

· BRICS ülkelerinin ekonomik gücü artık G-7 ülkelerini geride bırakmaya başladı. Son yirmi beş yıldır durgunluğuna son veremeyen Japonya ile yüksek enerji maliyetleriyle karşılaşan ve askeri harcamalarını arttırmak zorunda olan Avrupa’nın gerileyen ekonomik durumu, BRICS karşısında her geçen gün zayıflamaktadır.

· Trump’ın bütün çabalarına rağmen ABD’ye yönelen bir sermaye akışı yok.

· ABD’nin son ulusal güvenlik belgesi, artık hegemon güç olma iddiasından vazgeçtiklerini ortaya koyuyor. Bu elbette gönüllü bir vazgeçiş değil, eldeki gücün hegemon vasfını taşımaya müsaade etmemesiyle alakalı.

· Neo-liberalizm ekonomik model olarak iflas etmişti. Fakat siyasal ve kültürel gücünü sürdürüyordu. Epstein belgeleri, neo-liberal kültürün ve özgürlük ideolojisinin bütün çürümüşlüğünü aşikâr etti. Epsteinleri var eden sistem Chicago Okulu’nun monetarist iktisatçılarının yönlendirmesinde Reagan, Thatcher, Özal gibi siyasetçilerin yürütücülüğünde inşa edildi. Şimdi neo-liberalizmin siyasal-kültürel dünyasına büyük bir ideolojik saldırının zemini oluştu.

ABD’de ise

· Var olan ekonomik ve toplumsal krizler, yeniden bölüşümcü-kamucu siyasetlerle aşılamadığı için, ülke neo-faşit yöntemlerle büyük bir iç kargaşaya sürükleniyor.

· ABD’nin son 35 yılına damgasını vurmuş tüm liderleri, ya savaş suçlusu ya da pedofili suçlarıyla birlikte anılıyor. ABD siyasal sisteminin ülkede ve dünyada meşruiyeti çökmüş durumda.

· Üretici güçlerle, finans sermayesi arasındaki çelişkiler, Trump’ın her iki kesimi de idare etmeye çalışan siyasetleri nedeniyle şiddetlenmektedir. MAGA’cılar içinde Trump’ın siyasetlerine karşı çıkan ve çoğunluğu anti-Semitik olan bir kanat yükselmektedir. Diğer taraftan Mamdani örneğinde olduğu gibi ABD’de ilk defa demokratik sosyalizm geniş kitlelere mal olmakta. Eskiden küresel sermayenin hizmetinde iki ana partinin hâkimiyetindeki sistem birçok klik içinde parçalanmaktadır.

ABD, hâkim bir imparatorluk değil, çökmekte olan büyük bir güç. Çökerken çok ses çıkartıyor ve şiddetli yıkılması halinde ortaya saçılacak enkaz her yere büyük zarar verebilir. Eğer kendi gücünü çok aşan işlere karışırsa, çöküşü de o kadar hızlı ve sorunlu olur. Bunun yerine İngiltere gibi, hegemonik gücünü kaybettiğini ama dünyada önemli bir yer tutmaya devam edeceğini ortaya koyabilir. Hatta İngiltere’ye göre avantajları daha fazla.

İran’a yönelik müdahale üzerinden medyamız sürekli İran’ın akıbetini konuşuyor. İran ise kendisini savunacak silahların gölgesinde, Çin’in kararlı duruşu ve desteği arkasında bekliyor. Esas mesele böyle bir savaşın ABD’ye maliyetidir. En güçlü olduğu zamanda Vietnam yenilgisi birçok şeyi değiştirdi. İran kapılarında ise çok imparatorluk ölüsü yatar. ABD’ye oynayanlar bunu iyi düşünmelidir.