Bugün sokaklarda, iş yerlerinde, üniversite kampüslerinde ve evlerimizde ortak bir duygu dolaşıyor: mutsuzluk.
Peki bu mutsuzluğun kaynağı nedir?
Seligman’ın Bakışı: Umut Eksikliği
Pozitif psikolojinin kurucularından Martin Seligman, mutluluğu üç temel sütun üzerine inşa eder:
* Haz (pleasure): Günlük yaşamın küçük sevinçleri.
* Bağlılık (engagement): İnsanların kendilerini akışa kaptırdığı, üretken ve anlamlı uğraşlar.
* Anlam (meaning): Bireyin kendini daha büyük bir amaçla ilişkilendirmesi.
Bizim toplumumuzda haz arayışı tüketim kültürüne sıkışmış durumda.
Bağlılık ise işsizlik, güvencesizlik ve sürekli değişen gündemle parçalanıyor.
Anlam ise bireysel değil, çoğu zaman dışsal otoritelere havale ediliyor.
Sonuç: İnsanlar kendi hayatlarının öznesi olamıyor, umutlarını kaybediyor.
Fromm’un Bakışı: Sahip Olmak mı, Olmak mı?
Erich Fromm ise daha sert bir eleştiri getirir. Ona göre modern insan, “sahip olmak” kültürünün esiri olmuştur:
* İnsanlar değerlerini tükettikleri ürünlerle ölçüyor.
* Sosyal medya beğenileri, statü sembolleri, marka logoları birer kimlik haline geliyor.
* “Olmak” yani üretmek, sevmek, yaratmak yerine; “sahip olmak” yani tüketmek ve biriktirmek ön plana çıkıyor.
Fromm’a göre bu durum insanı yabancılaştırır. Kendi özünden kopan birey, özgürleşmek yerine daha da bağımlı hale gelir.
* Seligman’ın “umut” eksikliği ile Fromm’un “yabancılaşma” eleştirisi birleştiğinde ortaya çıkan tablo: mutsuzluk.
* İnsanlarımız, kendi potansiyellerini gerçekleştirmek yerine başkalarının onayına bağımlı hale geliyor.
* Mutluluk, bir “satın alınabilir ürün” gibi pazarlanıyor; oysa gerçek mutluluk, anlamlı bağlar ve üretken bir yaşamdan doğar.
* Seligman’ın önerisi: Umut ve anlamı yeniden inşa etmek. Küçük hazların ötesinde, kendimizi daha büyük bir amaca bağlamak.
* Fromm’un önerisi: “Sahip olmak” yerine “olmak” kültürünü seçmek. Yaratmak, sevmek, paylaşmak.
Mutsuzluğun panzehiri:
* Tüketim değil; üretim.
* Gösteriş değil; gerçek bağlar.
* Sahip olmak değil; olmak.
Utanma Meselesi
Sonuç olarak umutlarını kaybetmiş bir gençlik ile karşı karşıyayız.
Onların umutlarını kazanması için önce biz yetişkinlerin utanma duygusunu kaybetmemesi gerekir.
Son zamanlarda ekranlarda görülen bir siyasetçi kendisini ve diğer yetişkinleri tanımlarken şöyle diyor: “UTANMIYORUZ.”
O zaman, bu gençlerin umutlarını tüketenler utanmayan yetişkinlerdir, demek yanlış olmaz.
Utanmayanlar istediklerini yapsın; utananlar ya hayır duası ya da beddua etsin ki utanmazlar belki ders alırlar.