Bundan tam 103 yıl önce M. Kemal Atatürk; 28 Ekim 1923 gecesi Çankaya'da toplanan Hükümet üyelerine bakıp,
“Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilân edeceğiz! Türkiye Devleti'nin hükümet şekli Cumhuriyet'tir.” dediğinde, aslında ülkenin durumu hiç de iç açıcı değildi.
Ülke 1912-13 te yaşanan 1. ve 2. Balkan Savaşı, 1914-18 de 1.Dünya savaşı ve 1922’de Kurtuluş Savaşı gibi 4 büyük savaştan çıkmış, yokluk; yoksulluk, hastalık, borç ve savaşlardan bitap düşmüş bir halkla karşı karşıyaydı.
O günkü durumu araştırmacı yazardan alıntılarla aktarmak istiyorum.

ÜLKENİN SOSYAL VE EKONOMİK DURUMU
28 Ekim 1923 günü ülkenin nüfusu 13 milyondu, 11 milyonu köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 37 bininde okul yoktu.
Hastalık bütün ülkeyi kırıp geçiriyordu.
Dünyaya gelen her iki bebekten biri, her beş anneden biri ölüyordu.
Memlekette sadece 337 doktor, 8’izi Türk olan 60 eczacı, 4 hemşire, 136 ebe vardı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin, komple kül edilmiş köy sayısı binin üzerindeydi.
Limanlar, madenler ve demiryollarının bir metresi bile bize ait değildi.
Toplam sermayenin sadece yüzde 15'i Türk'tü. Osmanlı'dan ayakta kala kala dört fabrika kalmıştı:
Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri.
“Sanayi" denilen işletmelerin yüzde 96'sında motor yoktu. Kişi başına milli gelir 45 dolardı.
Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus'ta vardı.
Traktör ve biçerdöver sayısı sıfırdı. Ayçiçeği ve şeker üretimi yoktu.
Ekmeklik un ve pirinç ithaldi.
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ölçülerimiz ortaçağa aitti.
Kimisi hicri, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin Şubat'ı diğerinin Aralık'ına denk geliyordu.
600 sene boyunca Arapça-Farsça harmanlamasına Osmanlıca denilmişti.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa'da 2.5 milyon farklı kitap basılmıştı, beş milyar adet satılmıştı.
Gazete sadece İstanbul ve İzmir'de vardı.

Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
Okuryazar erkeklerin ezici çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi.
Okul yaşı gelen her dört çocuğumuzdan üçü okula gitmiyordu.
Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu. Bütün memlekette tek üniversite vardı.
Kadınların durumu daha da kötüydü.
Kadınların meslek edinme hakkı yoktu, boşanma hakkı yoktu, velayet hakkı yoktu, kendisine miras kalan mallar üzerinde bile tasarruf hakkı yoktu, seçme hakkı yoktu, seçilme hakkı yoktu, doğum izni yoktu, üzerinde mülk yoksa nüfus kağıdı bile yoktu ( Özdil)
ÜLKENİN DIŞ BORÇLARI
1914 yılında savaş patlak verdiğinde Osmanlı Devleti’nin dış borcu kısa vadeli borçlar hariç 156,4 milyon Osmanlı Lirası’ydı. (142 milyon sterlin).
Dış borçlar için, Düyun-u Umumiye İdaresi ile 13 Haziran 1928 tarihinde Paris’te bir anlaşma imzalanmıştı.
Türkiye bu borcun son taksitini 25 Mayıs 1954' te bitirebilmişti. (Sinan Meydan)

SAVAŞTA İNSAN KAYBI
Birinci dünya savaşında Osmanlı İmparatorluğu’nda sefere çağrılanların sayısı 2 milyon 873 bin kişiyi buluyordu.Osmanlı’da ölen askerlerin sayısı yaklaşık 772 bini buldu. Bir o kadar da çalışamayacak düzeyde, sakat vardı.
Kurtuluş savaşında 980 subay, 36.239 er olmak üzere toplam 37.200 ölü, 33. 685 te yaralı ve sakat vardı. (Anadolu İhtilali- Sabahattin Selek)...
Evet, M. Kemal Atatürk; “Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilân edeceğiz!” dediğinde ülkede bu vahim tablo egemendi. Cumhuriyet bu şartlarda kuruldu.
Bilinsin istedim.
Yaşasın Cumhuriyet