İnsan, veri alma, işleme özelliği bulunan aktif edilmiş bilinçtir ve dünyada var oluşu gereği bir bedene mevcut kılınmıştır.
Bilincin işlem kapasitesi ile insanın bu kapasiteyi kullanması arasında, bilinci çalışır tutmak ve geliştirmek bakımından fark vardır. Bilincin kapasitesi ile kullanımı aynı değildir. İnsan, sahip olduğu kapasitenin tamamını kullanamayabilir. Bilincin kullanım biçimi ve düzeyi, insanın kendi gayretine bağlı olduğundan her insanda farklılık gösterir.
Bilinç; akıl yürütme, irade, düşünme, öğrenme, anlama, sorgulama ve tasarrufta bulunma özelliklerini kapsar. Bu özellikler kullanıldıkça insanın bilgi, beceri ve düşünme yeteneği gelişir.
İnsan, var oluş sistemi gereği varlık kazandığı andan itibaren, bilincin veri alma özelliğinin işlevsel hâle gelmesiyle, duyuları üzerinden veri toplamaya başlar. Gördüğü, işittiği, kokladığı, tadını aldığı, dokunduğu ve bilgi olarak öğrendiği her şey birer veridir. Bilinç özelliğiyle aile, toplum, kültür, töre ve eğitim üzerinden alınan veriler yine bilinç tarafından işlenir. Bunun sonucunda “Ben” denilen varlık; kendi doğruları, kalıpları, bakışı, yorumlayışı, dili, sevgisi, istekleri ve seçimleri üzerinden şekillenir.
Her insan, bilincini kullanma ve geliştirme bakımından farklı özellikler gösterebilir. Alınan ve işlenen veriler, bireyin gelişiminde belirleyici rol oynar. Kültür, töre, âdetler ve inançlar, insanın edindiği verileri işlemesiyle şekillenir. İnsan, kendisi ve toplum için neyin doğru olduğunu da bilinci sayesinde değerlendirir. Ardından benimsediği kabuller doğrultusunda hayatını kurar.
İnsan için özellikle çocukluktan itibaren alınan veriler önemlidir. İnsan, bu veriler üzerinden kendi doğrularını geliştirir, bunları uygulanabilir, eylem ve söylemlere dönüştürür. Doğru yanlış, güzel çirkin, zarar fayda, adalet, ahlak, değer ve amaç gibi hayatın vazgeçilmez ölçüleri, büyük ölçüde çocuklukta edinilen deneyimler ve kabuller üzerine inşa edilir.
Genç ve taze olup kendisiyle toplum için neyin doğru, neyin yanlış olduğuna ilişkin değerlendirmeleri henüz gelişmekte olan bilinçlerin, aldığı verilerin etkisi göz ardı edilmemelidir. Bu dönemde insan, çevresini gözlemler, duyduklarını işler, gördüklerini örnek alabilir. Özellikle kendisi gibi olan gençlerin davranışlarını takip ederek onların yaptıklarını tekrarlamaya yönelebilir. Çünkü bir başkasının yaptığı davranışla dikkat çektiğini, kabul gördüğünü, kendisini ifade ettiğini gören genç, aynı davranışı yaparak bir benlik oluşturacağını, dikkatleri üzerine çekeceğini düşünebilir. Davranışlarının sonuçlarını yeterince değerlendirebilecek olgunluğa erişmemiş bilinç için bu tür etkiler belirleyici olabilir.
Bilinç, veri toplayıp işleyen bir özellik olduğundan, aldığı verileri yorumlayarak “Ben” dediği varlığı oluşturması da bu sürecin bir sonucudur. Her insan, aldığı verilerle kurduğu ilişki, yaptığı yorumlar, benimsediği kabuller ve verdiği kararlar üzerinden kendi varlığını şekillendirir.
Çocuklarımıza ve gençlerimize, kendilerinin ve toplumun sağlığı açısından zararlı olabilecek davranışları özendirici biçimde sunmak, yapabileceğimiz en büyük hatalardan biridir. Çünkü onlara sunduğumuz örnekler, yalnızca bugünkü davranışlarını değil, gelecekte nasıl bir insan olacaklarını da etkileyebilir.