İtalyan siyasetçi Gramsci’nin ara geçişlerin egemen olduğu döneme ait ünlü bir tahlili var.
“Eski ölüyor, yeni doğamıyor; bu ara dönemde en hastalıklı belirtiler ortaya çıkıyor. Şimdi Canavarlar Zamanı.”
Ara dönemin popüler özeti.
Gramsci’nin canavarları kişiler değil.
Canavarlar; “komplocu siyaset, hukukun yerine geçen keyfi güçler, spekülasyon, skandal, linç, istisna halleri, kurumların yerini alan çeşitli ağlar ve bu ağlardaki şahsi iradeler” gibi...
Eski ölüyor, yeni doğamıyor. Gramsci’nin cümlesi bugünün Türkiye’sinde slogan değil, teşhis gibi sanki...
Uzun süredir “Yeni Türkiye” sloganıyla inşa edilmeye başlanan, ekonomide özelleştirme, yönetimde merkezileşme politikasıyla oturtulmaya çalışılan, siyasetten ticarete, bürokrasiden STÖ’lere kadar örülmüş cemaat ağları, özellikle futbol üzerinden ve kontrollü medya ile yürütülmeye çalışılan yeni bir rıza düzeni.
Adı ise, siyasetten ekonomiye kadar her alana uyan bir model anlatımı ile özetlenen “Yerli ve Milli” tanımlaması.
...
Buna karşı yeni paradigma, biraz eski, biraz yeni, ne olduğu tam anlaşılamıyor.
Söylem ve davranışlardan çıkardığımız sonuca göre; Cumhuriyet’in kurumsal iskeleti üzerinde kurulan, devlet, yargı, üniversite ve denge fren sistemi, liyakat, şeffaflık parametrelerinden oluşan demokratik parlamenter düzen.
Adı henüz konmamışsa da en yakın isim; “Yeniden Cumhuriyet” gibi sanki...

Birincisi; kendi sloganını bile taşıyamaz hale geldi. Muhalefet, akademik çevreler ve iktidar partisinin kendi içinden gelen eleştiriler üzerinden yorumlarsak; finansal çöküş, aşırı borçlanma, güven kaybetmiş, yıpranan ekonomi, her alanda yolsuzluk ve kayırma operasyonları, bürokraside liyakatsizlik, projenin kültürel ve maddi dayanaklarının birer birer çürüdüğü gözüküyor.
Burada asıl mesele çürüdüğü gözüken mevcut paradigma değil.
Çürüyenin yerine yukarıda belirttiğim talepli yeni paradigmanın net bir model ve bir tarihsel blok kuramamış olması.
Toplumun algılayabileceği yeni bir düzen projesi inşa edilememiş olması.
Dolayısıyla kalan şey, günlük gelişmelere dayalı tavır alışlara mahkûm bir politika, özü itibarıyla büyük bir boşluk.
Gramsci’nin “canavarlar zamanı” dediği yer tam burası: ideolojinin bittiği, patolojinin başladığı ara dönem.
Bu boşluk en çıplak hâliyle kurumlardan okunuyor.

İkincisi; tarihsel bir blok kuramıyor.
Muhalefet blokunun ana gövdesi şöyle: Bir kısmı, Cumhuriyet’in kuruluşu, 24 Anayasası dönemine geçilmesi, diğer bir bölümü kuruluş kodlarına bağlı kalmak koşuluyla denge fren sisteminin oluştuğu 61 Anayasası dönemine geçilmesi savında. Henüz bir anlaşma ve blok oluşturma yok.
...
Aslında partiler şokta...
İktidar partisi bir kişiden medet umuyor.
Muhalefet partileri eski alışkanlıklarını yenemiyor.
Yeni dünyayı, yeni Türkiye’yi anlamakta zorlanıyor, böylece yeni-eski dengesizliğini yaşıyor.

Sonuç;
Eski sarsıntıda.
Yeni kurulamıyor.
Kurallar duruyor ama işlemiyor.
Kurumlar semptom üretiyor.
Yani bugün ne mevcut çalışıyor ne yeni kuruluyor, ikisinin arasındaki askıda kalmış dönemdeyiz.
O nedenle Gramsci’nin dediği gibi; şimdi Canavarlar Zamanı mı?...