“İBRÂHÎM!

içindeki putları devir

elindeki baltayla”

Diyor İbrahim şiirinde Asaf Halet ÇELEBİ.

İçimizde biriktirdiğimiz sahte kutsallıklara, içimizdeki putlara işaret ediyor şair. İnsanın nefsinden ve benlik iddialarından arınması gerektiğini anlatıyor.

Peki insanın içinde nasıl putlar olabilir? Bir kişiye duyduğu kör bağlılık, para ve makam tutkusu, kendisine ilişkin kusursuzluk düşüncesi…

Burada ölçü, kendini sevmekten ziyade, sorgulanamaz olduğunu düşünmek ve hayatını nefsinin hükmüne bırakmak. İnsan kendi düşüncesini bile putlaştırabilir; yanılabileceğini kabul etmediği sürece, gerçeği görmesi imkânsız olur.

Putları kırmak, İbrahim’in alıştığı hayatı ve kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi sarsar.

İbrahim’in kendisiyle yüzleşme cesaretini, yani baltayı ona kim verecek? Tabi ki hayattan çıkardığı dersler verecek.

İbrahim Burkay için de hayatın verdiği önemli derslerden biri, 8 Ekim günü BTSO Meclisi’nin önüne konulan sandıktan çıktı.

Özer Matlı kazandı.
İbrahim Burkay kaybetti.

Ama bu sonucu yalnızca iki aday arasında yapılan bir başkanlık seçiminin sonucu olarak okumak, Bursa iş dünyasının verdiği mesajı anlamamak olur.

Çünkü haftalardır bu köşede BTSO seçimlerini yazarken meseleyi hiçbir zaman yalnızca “Matlı mı, Burkay mı?” sorusuna indirgemedik.

Adayların vaatlerini konuştuk.

Hangisinin BTSO’nun yetkisinde olduğunu, hangisinin hükümetin ya da yerel yönetimlerin yetki alanına girdiğini sorguladık.

Bursa sanayicisinin, tüccarının ve KOBİ’lerinin gerçek sorunlarının ne olduğunu tartıştık.

Yüksek faiz, Finansmana erişim, artan işçilik ve girdi maliyetleri, tahsilat sorunları, daralan iç pazar, rekabet gücünün kaybedilmesi…

Ve bütün bunların ortasında ayakta kalmaya çalışan Bursa’nın üretici güçleri.

BTSO gibi 60 bini aşkın üyeye sahip devasa bir meslek örgütünün görevinin yalnızca proje üretmek olmadığını; üyelerinin ekonomik taleplerini temsil etmek, gerektiğinde onların sesi olmak ve bu talepleri örgütlü bir güce dönüştürmek olduğunu söyledik.

Seçim yaklaştıkça başka bir tablo ortaya çıktı.

Bir tarafta 13 yıllık bir yönetimin oluşturduğu ilişkiler ağı, protokol, büyük sermaye grupları ve mevcut düzenin devamını isteyenler.

Diğer tarafta ekonomik sıkıntıların altında bunalan KOBİ’ler, mevcut yönetim biçimine itiraz edenler ve değişim isteyen BTSO üyeleri.

İbrahim Burkay’ın asıl yenilgisi belki de tam burada başladı.

Çünkü uzun süre iktidarda kalmanın insanın önüne çıkardığı en büyük tehlikelerden biri, iktidarda olmayı zamanla doğal bir hak gibi görmeye başlamaktır.

Başlangıçta size güç veren başarılarınız, zamanla dokunulmaz hikâyelere dönüşebilir.

Etrafınız kalabalıklaştıkça toplumun da sizin etrafınızda toplandığını düşünmeye başlayabilirsiniz.

Protokolde gördüğünüz ilgiyle sandıktaki desteği birbirine karıştırabilirsiniz.

Güçlü insanlarla yan yana görünmeyi, insanların size duyduğu güvenin göstergesi sanabilirsiniz.

Çevrenizde size anlatılanlarla dışarıdaki insanların düşündüklerinin aynı olduğuna inanabilirsiniz.

Ve en tehlikelisi de şudur:

Kendi hikâyenize inanmaya başlarsınız.

İşte PUT tam da burada doğar.

Makam putlaşır.

Güç putlaşır.

Alkış putlaşır.

Çevrenizde oluşan kalabalık putlaşır.

“Ben olmadan olmaz” düşüncesi putlaşır.

Hatta geçmişte gerçekten yaptığınız başarılı işler bile bugünkü yanlışlarınızı görmenizi engelleyen bir puta dönüşebilir.

Oysa sandığın protokolü yoktur.

Sandık sizin kiminle fotoğraf çektirdiğinize bakmaz.

Kaç kişinin etrafınızda dolaştığına bakmaz.

Sandık, karşınıza dikilen en acımasız aynadır.

8 Ekim İbrahim BURKAY’ın aynası oldu.

PEKİ ÖZER MATLI NEDEN KAZANDI?

Özer Matlı’nın zaferini yalnızca başarılı bir seçim kampanyasıyla açıklamak da eksik olur.

Çünkü Matlı’nın en büyük avantajlarından biri, karşısında 13 yıllık bir iktidarın biriktirdiği değişim talebinin bulunmasıydı.

Fakat değişim talebinin varlığı tek başına seçim kazandırmaz.

Onu görmek, anlamak ve temsil etmek gerekir.

Matlı bunu büyük ölçüde başardı.

Bursaspor taraftarıyla kurduğu ilişki, KOBİ’lere yönelen söylemi, seçim sahasında kurduğu doğrudan temas ve kendisini mevcut sistemin karşısındaki aday olarak konumlandırması, seçim boyunca oluşan psikolojik üstünlüğün parçaları oldu.

Burkay cephesinde ise tam tersine giderek daha fazla güç görüntüsü öne çıktı.

Güç merkezleriyle ilişkiler, Fotoğraflar, Büyük projeler,

“Vizyon” söylemleri…

Oysa bütün bunların karşısında BTSO üyesinin sorduğu soru çok daha basitti:

“Benim hayatımda ne değişecek?”

Çünkü sanayicinin derdi fotoğraf değildi.

KOBİ’nin derdi protokol değildi.

Tüccarın derdi kimin kiminle yan yana durduğu değildi.

Üreticinin önünde geleceğini görememe sorunu vardı.

İşte bu nedenle seçim sonucunu yalnızca “Özer Matlı kazandı, İbrahim Burkay kaybetti” cümlesiyle okumak yeterli değildir.

Bu sandıktan aynı zamanda bir sistem sorgulaması çıktı.

Ancak burada Özer Matlı açısından da önemli bir uyarı yapmak gerekiyor.

Bugün değişimin temsilcisi olarak seçilmek, yarın değişimin kendisi olmak anlamına gelmez.

Çünkü iktidarın insanın içinde oluşturduğu putların adı değişse de kendisi değişmez.

Bugün başkasının makamını sorgulayan, yarın kendi makamını kutsallaştırabilir.

Bugün protokole itiraz eden, yarın kendi protokolünü oluşturabilir.

Bugün “üyeyi dinleyeceğiz” diyen, yarın çevresindeki birkaç kişinin sesini bütün Bursa’nın sesi sanabilir.

Burada yine Asaf Halet ÇELEBİ’ye bakalım:

“kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim”

Bu nedenle 8 Ekim yalnızca İbrahim Burkay’a verilmiş bir ders değildir.

Özer Matlı’ya verilmiş bir emanettir de.

Matlı’nın önündeki esas sınav şimdi başlıyor.

Seçim boyunca sözünü ettiği KOBİ’lerle ilişkisini sürdürecek mi?

BTSO’yu birkaç büyük sermaye grubunun değil, küçükten büyüğe bütün üyelerinin örgütü haline getirebilecek mi?

Bursa’nın üretim sorunlarını yalnızca toplantı salonlarında konuşmak yerine gerektiğinde Ankara’nın önüne koyabilecek mi?

BTSO’nun gücünü protokoldeki ağırlığıyla değil, üyelerinin ekonomik taleplerini savunma kapasitesiyle ölçebilecek mi?

Bunların cevabını önümüzdeki dönem verecek.

Ama bugün başka bir gerçekle karşı karşıyayız.

Bursa iş dünyasında bir dönem kapandı.

İbrahim Burkay 13 yıl boyunca BTSO’ya başkanlık yaptı. Bu 13 yılın içerisinde elbette Bursa’ya kazandırılan işler, projeler, yatırımlar ve başarılar da var.

Bunları yok saymak, seçim sonucunu sağlıklı okumak değildir.

Fakat gerçek şudur ki:

Başarılar hiç kimseye sonsuz iktidar hakkı vermez.

Geçmişte doğru işler yapmak, bugün eleştirilemez olmak anlamına gelmez.

Bir kuruma uzun yıllar hizmet etmek, o kurumun sizinle özdeşleştiği anlamına hiç gelmez.

Kurumlar kişilerden büyüktür.

BTSO, İbrahim Burkay’dan önce vardı.

Özer Matlı’dan sonra da var olacak.

Asıl mesele koltuğa kimin oturduğu değil, o koltuğa oturan kişinin bir gün kalkacağını unutmamasıdır.

Belki de İbrahim Burkay’ın bundan sonra yapabileceği en değerli şey, seçim yenilgisini yalnızca oy hesabıyla açıklamak yerine karşısına çıkan aynaya bakmaktır.

Nerede yanlış yaptım?

Bursa iş dünyasının hangi kesimleriyle aramdaki bağ koptu?

Neden değişim talebi bu kadar büyüdü?

Çevremdekilerin anlattıklarıyla sahanın gerçeği ne zaman birbirinden ayrıldı?

Bu soruların cevabı bulunabilirse, yenilgi bazen zaferden daha öğretici olabilir.

Çünkü bizi değiştiren her zaman kazandıklarımız değildir.

Bazen en büyük ders, kaybettiğimiz gün gelir.

Asaf Halet Çelebi’nin İbrahim’e seslenişi boşuna değildir:

“İBRÂHÎM!
içindeki putları devir
elindeki baltayla”

8 Ekim’de sandık İbrahim Burkay’ın eline o baltayı verdi.

Şimdi mesele, o baltayla ne yapacağıdır.

Putlarını mı kıracak?

Yoksa kırılanın yalnızca bir seçim olduğunu düşünüp, kendi hikâyesine inanmaya devam mı edecek?