İstatistik, bilimsel yalan üretmenin aracı olarak birçok alanda hizmet verdi. En dikkat çekeni de şüphesiz, kamuoyunu yönlendirmek ve algıları yönetmek üzere anketler aracılığıyla yapılan manipülasyonlardır. Bu nedenle bir anket yayımlandığında, onu salt bir veri olarak almak yanlıştır. Anketi yapanlar ve yayımlatanlar hakkında pek çok soruyu beraberinde sormamız ve sonuçları ona göre yorumlamamız gerekir.

Bu manada yayımlanan anketlere belirli bir şüpheyle yaklaşmak ve temkinli olmak yararlıdır. Buna rağmen anketlerin doğru söylediği de olur. Anketlerden çıkan sonuçlar, ülkedeki egemen sınıfların ve iktidar bloğunun arzu ettiği şekilde geldiyse, kamuoyuna açıklamak üzere ikinci bir yönlendirici çalışma yapılmasına gerek kalmaz.

Bir anketin gerçekliğe işaret edip etmediğini anlamak için toplumsal pratik içinde yer almak, toplumun talep ve değer yargılarını iyi anlamak, siyasal güçlerin iddialarıyla içyapılarının uyumunu gözetmek, hangi siyasal gücün arkasında hangi toplumsal grupların yer aldığını bilmek ve hegemonik araçlar üzerindeki kontrol ve denetimleri hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Bu beş madde üzerinden hareketle, anket sonuçlarını değerlendiremeyenler iki gruba ayrılırlar. Birincisi, yanlış anket sonuçları üzerinden kandırılanlar, diğerleri ise doğru anket sonuçlarına rağmen kendini kandırmaya devam edenler.

İlk duruma örnek, Tayyip Erdoğan karşısında Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olduğu 2023 Seçimleri’dir. Yayımlanan anketlerin ekserisi rahat bir Kılıçdaroğlu zaferi öngörürken bu satırların yazarı, seçimin Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın başarısıyla neticeleneceğini defaatle yazmış, yanlış politikaların ivedilikle değiştirilmesi uyarısında bulunmuş, son haftalarda ise bir değişim görmeyince çıkacak sonucu vaaz etmeye başlamıştır. Tabii anketlere kananların bu uyarılarımıza karşı “birilerinin ekmeğine yağ sürmek” ithamlarından başlayarak ağır hakaretlere uzanan bir silsilede yanıt verdiğini çok iyi hatırlıyorum. Daha ilginç olan husus ise bu kesimlerin ekserisinin günümüzde CHP’de değil Yeni Parti’de siyaset yapıyor olmasıdır.

Son zamanlarda yayımlanan anketlere baktığımızda ise Yeni Parti’nin %36-%33 bandında olan oylarının %23-%19 bandına gerilediği görülüyor. Yukarıda sıraladığım beş saik göze alındığında bu sonuçların doğru olduğunu anlayabiliyorum. Bu sefer anket sonuçları kandırmaya yönelik değil, neticeler hâkim güçlerin zaten arzu ettiği bir duruma tekabül ediyor. Bu sefer “kandırılanlar”dan ziyade “kendini kandıranlar”ın konuşmalarına ve uygulamalarına tanık oluyoruz. Ne yazık ki en hazin olan da insanın kendisini kandırmasıdır. Birini kandırmak kötüdür ama yine de maharet ister. Kandırılmak acıdır ama en azından mesuliyet kandıranla paylaşılır. Kendini kandırmak ise çok acınasıdır çünkü tartışmasız hamakattır.

Evet, Yeni Parti’nin oyları düşüyor. Bunun nedenlerini şu şekilde sıralamak mümkün:

  • Çerçeve yasaya, “demokratikleşme yolunda kapsayıcı bir tutumda olmamak” gerekçesiyle hayır diyebilirlerdi. Son anda “evet”e göre ehven-i şer olan grubu serbest bırakma eğilimi hasarın şiddetini azaltsa da önemli zarar verdi. Üstelik Yeni Parti’nin bu tavrı, Çerçeve Yasa nedeniyle Cumhur İttifakı’nın yaşayacağı oy kaybını da kesti.

  • Onlarca belediye başkanının ve meclis üyesinin AKP’ye katılımı şüphesiz Özgür Özel’e belli bir fatura çıkardı. Özellikle son 25 yıldır muhalefetin kalesi olan İzmir’in durumu hayal kırıklığını derinleştirebilir.

  • Yeni Parti’nin Meclis’teki protestosu, kitlesini konsolide açısından iyi bir hamle olmakla beraber, fon yolsuzluğu ve geçim sıkıntısı başta olmak üzere kritik konularda kitle hareketi yaratamaması, pasif kalması soru işaretlerini beraberinde getirdi.

  • Yeni Parti’nin eşit yurttaşlık, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartnamesi ve anadilde eğitim konusundaki açıklamaları, ulusalcı-Kemalist kesimlerin Parti ile olan mesafesini belirledi. CHP’den istifa edenlerin neredeyse yarısının Yeni Parti’ye katılmadığı gözlenmektedir.

  • Yeni Parti kongre süreçlerini, siyasallaşmanın ve demokratik inşanın bir parçası haline getiremedi. Eski hastalıkların şiddetlendiği Osmangazi seçimi gibi örnekler yaşandı. Genel Merkez bu konuda hassas olsaydı, şüphesiz bunlar yaşanmazdı. Kongre sürecinde Yeni Parti içe kapandı ve eski alışkanlıklardan kurtulamadığını gösterdi. Emek ve liyakatten ziyade güç odaklarının büyük-küçük çıkar hesapları üzerinden tercihte bulundukları ve bunu ellerindeki imkânlar sayesinde onaylattıkları görüldü. Bu durumu kabul eden siyasal kültürün, ülkeyi demokratikleştirmesi, adalet ve liyakati merkeze alması oldukça zor.

Bütün bu olumsuzluklara karşı henüz maç bitmiş değil. Yeni Parti, bu hata ve hastalıklara karşı, radikal bir karşı çıkış geliştirir, bunu da siyasetlerine yansıtabilirse tekrar yükselişe geçebilir. Bunun için yapması gerekenler kanımca şöyle:

  • Neoliberal ekonomik sistemle arasına net mesafe koyarak halkçı-kamucu bir ekonomik modeli ülkenin gündemine yerleştirmelidir. Son zamanlarda yükselen emek hareketinin sadece ziyaretçisi değil, siyasal merkezi olmalıdır. Bunun için ekonomik programını net bir şekilde üretimi önceleyen, kamucu bir anlayışla inşa ederken, mesleki örgütlenme modelini benimseyerek, sadece bir kitle partisi değil, aynı zamanda bir öncü parti olarak da yardımcı örgütlenme ağlarını kurmalıdır.

  • Belediye seçimlerinde yapılan aday belirleme sistemiyle ilgili samimi bir özeleştiri verilerek bu hatalara neden olan oligarşik yapıların dağıtılması sağlanmalıdır. Bir daha aynı hatalara imkân vermeyecek yapısal dönüşümler ve siyasal kültür tesis edilmelidir.

  • Ülkenin üniter yapısı net bir şekilde savunulmalı, taktik ittifaklar için stratejik konumlanma feda edilmemelidir. Milliyetçi seçmenin oyunu kaybeden bir parti, günümüz koşullarında %20’yi bulamaz. Yapacağı ittifaklar ise onu %30’a taşıyamaz.

  • Yeni Parti, kitlelerin somut taleplerine karşılık veren net sloganlar belirlemelidir. İçeriğini dolduramadığı, çevresinde dolaştığı “eşit yurttaşlık” gibi ifadelerle toplumda bir karşılık yaratmaz. AKP 2002’de “yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklara, 3 Y’ye karşı” kurulmuş bir parti olarak kendisini lanse etmişti. Burada hangi saiklerle kurulduğunu tartışmıyoruz ama bu söylemin somut bir karşılığı o günler için vardı ve AKP bunu çok iyi değerlendirmişti. Şimdi bu 3 Y’nin daha da şedit bir şekilde hayatımızda yer aldığını görüyoruz. Yeni Parti bu 3 Y’nin sınıfsal ve sistemsel kaynağını tespit etmeli, asalak finans sermayesine karşı üretici güçleri destekleyen bir siyasetin ve 3 Y’yi üreten neoliberalizmin karşısında halkçı-kamucu seçeneğin merkezi olmalıdır.

  • Yeni Parti’nin kongrelerinde “üye merkezli sistem”i hayata geçirmesi çok önemlidir fakat oligarşik yapılar dağıtılmadan; emek ve liyakati ödüllendiren bir demokratik kültürün gelişemeyeceği de açıktır. Kitlelere öncülük yapacak bir partinin liyakatli kadrolar tarafından yönetilmesi elzemdir. Araç mücadeleye uygun değilse, doğru siyasetler saptansa bile netice alınamaz. Partinin demokratik inşası sorunu, bütün diğer sorunların çözümünün düğümlendiği yerdir.

“Beş Kötüye Karşı Beş İyi” olarak yukarıdaki saptamaları özetleyebiliriz. Eğer “beş kötüye karşı beş iyi”, Yeni Parti önderliği tarafından adeta bir kampanya haline dönüştürülebilirse, düşen oyların önceki bandın da üzerine çıkacak şekilde artma eğilimine gireceğinden emin olabiliriz.