Kemal Sunal’ın unutulmaz filmlerinden Zübük’ü yeniden izleyin.
Aziz Nesin’in yarattığı İbrahim Zübükzade karakterinin en büyük mahareti aslında yalan söylemek değildir.
Daha incelikli bir şey yapar:
İnsanların görmek istediği görüntüyü üretir. Kasabada kimin işi düşmüşse onun yanındadır.
Devlet kapısında kimin adı geçiyorsa onunla yakınmış gibi davranır.
Ankara’da güçlü bir isim varsa Zübük'ün mutlaka onunla bir bağlantısı vardır.
Çünkü Zübük bilir ki:
Bazen insanlara “Ben güçlüyüm” demenize gerek yoktur.
Güçlü olanın yanında görünmeniz yeterlidir.
Aradan yıllar geçti.
Zübük hâlâ güldürüyor.
Kullandığı siyasal iletişim yöntemleri de hâlâ kullanılıyor.
BTSO seçimlerine giderken Bursa'da ortaya çıkan fotoğraflara biraz da bu gözle bakmak gerekiyor.
Fotoğraf ne söylüyor?
BTSO Başkanı ve yeniden aday olan İbrahim Burkay, 10 Eylül'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.
Görüşmede BTSO'nun 2030 Vizyonu ve Bursa için hazırlanan projeler Cumhurbaşkanı'na sunuldu.
Buraya kadar mesele gayet açık.
Bir oda başkanının Cumhurbaşkanı ile görüşmesinden, Bursa'nın meselelerini anlatmasından daha doğal ne olabilir?
Fakat tarih önemli. Görüşmenin tarihi 10 Eylül. BTSO seçimleri 1 Ekim. Yani sandığa yaklaşık üç hafta kala.
Ve ardından o fotoğraf Bursa kamuoyunun önüne geliyor.
Burkay paylaşımında Cumhurbaşkanı'nın “yakın ilgisi” ve “kıymetli destekleri” için teşekkür ediyor. Ancak kamuya açık kaynaklarda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BTSO seçimlerinde “İbrahim Burkay'ı destekliyorum” şeklinde bir açıklaması bulunmuyor.
İşte tam burada Zübük filmini hatırlıyorum. Çünkü bazen fotoğrafın gücü, söylediğinde değil, söylemeden düşündürdüğündedir.
Fotoğraf konuşmaz. Ama seçmene şöyle düşündürtebilir:
“Ankara burada.”
“Devlet burada.”
“İktidar burada.”
“Güç burada.”
“Demek ki doğru adres burası.”
Oysa fotoğraf bunların hiçbirini açıkça söylemez. Söylemesine de gerek yoktur.
Zira güçle yan yana görünme siyaseti her zaman işe yarar. BTSO bir kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşudur.
Dolayısıyla tartışmamız gereken şey bir siyasi partinin belediye veya milletvekili seçimi değildir.
Burada Bursa'nın tüccarı, sanayicisi ve iş insanı kendi meslek örgütünün organlarını belirliyor.
Tam da bu nedenle sorulması gereken soru şudur:
Bir oda seçiminde belirleyici olması gereken adayların projeleri ve geçmiş performansları mı, yoksa Ankara'daki siyasi güç merkezleriyle kurdukları yakınlığın görüntüsü mü?
Cumhurbaşkanıyla fotoğraf...
Bakanlarla temas...
Cumhurbaşkanı Yardımcısıyla aynı kare...
Valiyle program...
İktidar partisinin yöneticileriyle görüntüler...
Bunların her biri kurumsal görev gereği son derece doğal ilişkiler olabilir.
Ama seçim döneminde bu görüntüler yoğunlaştığında bunların seçmende nasıl bir algı oluşturduğu da tartışılmalıdır. Çünkü siyasal iletişim yalnızca söylenen sözlerden oluşmaz.
Bazen en kuvvetli mesaj, hiç söylenmeyen mesajdır.
Bir de vaatler var
Zübük filminde fotoğraf kadar önemli başka bir unsur daha vardır:
Vaat.
Zübük herkese bir şey vaat eder. Çünkü vaadin maliyeti, gerçekleştirmenin maliyetinden çok daha düşüktür.
Bugün BTSO seçimlerinde de adayların vaatlerini değerlendirirken tam olarak bunu sormalıyız:
Bu vaat kimin yetkisinde?
BTSO'nun mu?
Büyükşehir Belediyesi'nin mi?
Bir bakanlığın mı?
Cumhurbaşkanlığı'nın mı?
Merkezi bütçenin mi?
Çünkü bir adayın Bursa için güzel şeyler istemesi başka şeydir; o şeyi gerçekleştirecek yetkiye, bütçeye ve araca sahip olması başka şeydir.
Ben daha önce de BTSO adaylarının vaatlerini bu nedenle tartıştım.
Bir oda yönetimine aday olan kişinin vaatlerini değerlendirirken “Bu güzel olur mu?” sorusu yetmez.
Asıl soru şudur:
“Bunu BTSO yapabilir mi?”
Yapamıyorsa ikinci soru gelir:
“Kim yapacak?”
Ardından üçüncüsü:
“Kaynak nereden bulunacak?”
Ve en önemlisi:
“Bunun takvimi, bütçesi ve hukuki yetkisi nerede?”
Bunları sormadığımız anda seçim programı olmaktan çıkar, temenniler kataloğuna dönüşür.
Aziz Nesin'in asıl meselesi Zübük değildi. Zübük'ü büyük eser yapan taraf da burada başlıyor.
Aziz Nesin yalnızca İbrahim Zübükzade ile dalga geçmiyordu. Onu mümkün kılan toplumsal ilişkiyi gösteriyordu. Çünkü Zübük tek başına Zübük olamaz.
Birilerinin fotoğrafa bakıp güç görmesi gerekir.
Birilerinin vaadi sorgulamadan alkışlaması gerekir.
Birilerinin “Kim yapacak, hangi parayla yapacak, hangi yetkiyle yapacak?” diye sormaması gerekir.
Birilerinin de güç sahibine yakın olmayı başarı için yeterli görmesi gerekir.
O zaman sistem kendi Zübüklerini üretmeye başlar.
Burada İbrahim Burkay'ın İbrahim Zübükzade olduğunu söylemiyorum.
Böyle bir kişisel yaftalama zaten meseleyi basitleştirir.
Benim dikkat çektiğim benzerlik:
Zübük'te gördüğümüz güçle yan yana görünme, büyük vaatler, seçmende beklenti yaratma yönteminin, bugün siyasal ve kurumsal seçim iletişiminde hâlâ ne kadar etkili olduğudur.
Ve tam da bunun için BTSO seçmenine başka bir ölçü öneriyorum.
Fotoğrafa değil, yetkiye bakın. Yanında kimin durduğuna değil, bugüne kadar ne yaptığına bakın.
Kiminle görüştüğüne değil, o görüşmeden Bursa iş dünyası için hangi somut sonucu çıkardığına bakın.
Vaadin büyüklüğüne değil, gerçekleştirilebilirliğine bakın.
Çünkü mesele Cumhurbaşkanıyla fotoğraf çektirmek değildir.
Bir oda başkanının Cumhurbaşkanıyla görüşebilmesi elbette Bursa açısından değerli olabilir.
Mesele şudur:
O fotoğraf Bursa için mi kullanılıyor, seçim için mi?
Bunun cevabını ben vermeyeceğim.
1 Ekim'de sandığa gidecek BTSO üyesi kendi versin.
Ama sandığa giderken Kemal Sunal'ın o eski filminin bir kez daha hatırlanmasında fayda var.
Çünkü Aziz Nesin bize yaklaşık yarım asır önce çok önemli bir şey anlatmıştı:
Demokraside yalnızca vaat edenin sorumluluğu yoktur.
Vaadi sorgulayan seçmenin de sorumluluğu vardır.