Mahallenin bittiği yerde, kapısı az çalınan bir evde yaşardı beyaz kurt. Kendi yaptığı evde yalnız yaşar, penceresine konan uğur böceğiyle konuşurdu. Havalar aniden soğuduğunda, onun bacasından kendi gibi beyaz dumanlar çıkmaya başlamıştı.

Uğur böceği pencereye konmaya çalıştı ama o kadar hızlı inmişti ki ıslanan saksıya tutunamayıp cama çarpıverdi. Beyaz kurt, bu sesi yağmur damlalarının arasından hemen ayırt etti. Pencereden bakınca ne görsün; uğur böceği, saksının içinde biriken sudan kurtulmaya çalışıyordu. Hemen pencereyi aralayıp uğur böceğini sudan özenle çıkardı.

Masanın üstünde kurumaya çalışan uğur böceğine, fındık kabuğunun içine doldurduğu çayı getirdi. Uğur böceği bir yandan teşekkür ediyor, bir yandan da hapşırarak çayını içiyordu.

Beyaz kurt, uğur böceğini uzun zaman sonra gördüğü için çok mutlu olmuştu. Derken kapı çaldı. Kapısını çalan genelde birkaç kişi olurdu. Herkes beyaz kurttan bir şey ister, bir talebi olmayan da onun sokağına uğramazdı.

Kapıyı açtığında, elinde kocaman bir şemsiye olan tilkiyle karşılaştı. Beyaz kurt onu içeri buyur etse de tilkinin acelesi vardı. Hemen ondan gümüşlü yolun haritasını istedi. Her hafta bir harita ister, beyaz kurt da ona daima yardımcı olurdu. Beyaz kurt çalışma odasına gidip çekmeceleri karıştırmaya başladı. Biraz aradıktan sonra istediği haritayı buldu. Kapıya gidip haritayı teslim ederken tilkiyi yeniden içeri davet etti. Tilki her zamanki gibi kabul etmeyerek hızlı adımlarla oradan uzaklaştı.

Beyaz kurt ile uğur böceği sohbete daldı. Uğur böceği yaz boyunca neler yaptığını anlatırken beyaz kurt da ona hangi haritaları bulduğunu anlattı. Hatta zümrüt yolunun haritasını almak için bir ejderhayla savaşmış, canını zor kurtarmıştı. Hala sabaha karşı ejderhanın gelip onu evinden alacağını düşünerek erkenden uyanıyordu.

Beyaz kurt hemen hemen bütün kadim haritaları çeşitli maceralarla ele geçirmişti. Dağınık odası, rulo hâlindeki kağıtlarla doluydu. Hava kararmaya başladığında oda, şöminenin ateşiyle loş bir hale gelmişti.

Artık kanatları tamamen kuruyan uğur böceğinin gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. Kapının sertçe çalmasıyla irkilip ayağa kalktı. Beyaz kurt kapıyı açtığında tekrar tilkiyle karşılaştı. Genelde bir günde kapısı iki defa hiç çalınmazdı. Tilki bu defa da yıldızlı yolun haritasını istiyordu. Her zamanki gibi isteği yerine getirildi.

Sabah olmuş, gökyüzündeki bulutlar dağılmaktaydı. Horozun nağmeli ötüşüyle güneş yeni günü aydınlatmaya başladı. Beyaz kurt kapının sesiyle uyandı. Kulağının üzerinde uyuyan uğur böceğini usulca yastığın üzerine bırakıp kapıya gitti. Tilki daha gün doğmadan harita almaya gelmişti. Fakat bu defa zümrüt yolun haritasını istiyordu. Beyaz kurt, haritayı aramak için zaman isteyip içeri girdi. Haritayı ararken verdiği mücadele aklından geçti. Kolundaki ejderha yaralarının izleri hala duruyordu.

Beyaz kurt, zümrüt yolun haritasını sakladığı yerden çıkarıp tilkiye verdi. Tilki kapıda beklemekten sıkılmışsa da haritayı görünce oldukça mutlu oldu.

Günler, aylar, yıllar geçti; bir daha tilki kapıyı hiç çalmadı. Yine bir kış günü uğur böceği beyaz kurdun penceresine geldi. Her zamanki gibi oturup dertleştiler.

İşte o gün uğur böceği haberi getirdi: Tilki, yıllar önce zümrüt yolda giderken ejderhaya yakalanmıştı.

- Son -