Haftalık olağan toplantı için yola çıkan Muhsin kafasında dünyayı kurtaracağını düşündüğü bir projenin yüküyle otobüse bindi. Çapraz çantasına taktığı her bir rozet, her bir obje ve oyuncak onu daha kapsayıcı bir hale getiriyordu. Otobüsün ortalarına doğru ilerledikçe hiç boş yer olmadığını gördüğünde somurtarak telefonundan dinlediği müziği değiştirdi. Her ne kadar kulaklık taksa da dinlediği müziğin gürültüsü herkes tarafından da duyuluyordu. Yalnızca yabancı müzikler dinliyor ve bunlar genelde kabul görmeyen alternatif eserler oluyordu.
Şoför yolcuları kavanozdaki bir turşu gibi çalkalayarak otobüsü sürüyordu. Sağlam bir frenle otobüsün içindekiler geriye doğru savruldu. Tıklım tıklım dolu olan otobüste yer açıldığını gören Muhsin hemen gözüne kestirdiği koltuğu doğru yöneldi. Aynı anda araca binen bebekli kadınla göz göze gelse de şoförün freninden daha hızlı bir şekilde kafasını çevirip vicdanından kurtulmayı başarmıştı.
Yolculuk boyunca bakışlarını otobüsün camından ayırmasa da göz ucuyla kadının bebeğiyle birlikte ayakta güçlükle durabildiğine de şahit oluyordu. Birkaç durak sonra bebekli kadına yer veren biri çıktı ve içindeki sıkıntıdan böylelikle kurtulmuş oldu.
Gözlerini artık otobüsün camından ayırabiliyordu. Zaten ineceği durağa da yanaşmıştı. Zürafa Kafe’nin önünde gergin bilek hareketleri ile sigara içen Nurgül ve sevgisi Deniz’le selamlaştı. İçerisi kış boyunca soğuk olsa da onlar bu derneği oldukça severdi. Bazıları şalları ile bazıları ise iki eliyle kavradıkları kupa bardaklarıyla ısınmaya çalışıyordu.
Kafenin daimî garsonu Cancan hemen Muhsin’i kucaklayarak karşıladı. Sormadan ona da kupa bardakta çay getirdi. Kupa bardak olmadan proje yazılamayacağına dair yazılı olmayan kuralları vardı.
--
Masa artık dolmuş geç kalanlar için ise kaldıkları yerden takip ederler, denilerek toplantı başlatılmıştı. Aralarına yeni katılan Alper’in herkesi tanıması için hızlıca herkes sırayla kendini anlatmaya başladı. Tanışma bitene kadar birkaç kişi daha toplantıya yetişip masanın etrafında boşluk bulup sıkıştılar.
Muhsin günlerdir planladığı projeyi anlatmaya başardı. Dezavantajlı çocukların yaşama daha adil katılımını öngören bir çalışma yapmak istiyordu. Bebekliğinden itibaren birçok dezavantajlı çocuk doğru beslenemiyor, arkadaşları ile aynı sosyal yaşamı ve eğitim hizmetini alamıyordu.
Masadaki herkesin gözleri parlamıştı. Bu gerçekten tam da uğrunda emek verilecek bir projeydi. Alper yeni katılmış olmanın heyecanı ile amcasının meyve sebze halinde yönetici olduğunu, bu proje için öğrencilere ücretsiz meyve sebze erişimini kolaylaştırmak için girişimde bulunabileceğini belirtti.
Ancak masadakiler meyvelerin sakaroz içerdiğini, bu sebeple çocukların sağlığı için uzman bir diyetisyenle çalışması gerektiğini belirtti. Bir başkası ise uzman bir kimyager ile meyvelerin pestisit testine sokulması gerektiğini, ülkedeki üreticinin kötü ürünler ürettiğini belirtti.
Bir başkası ise çocuklara çiya tohumu, soya filizi ve avokado gibi ürünlerin verilmesinin daha doğru olacağını söyledi. Uzun tartışmalardan sonra Alper’in önerisi başka bir yere verilmişti.
Grubun siyasi fikirleriyle öne çıkan üyeleri ise bu gibi fikirlerin devrimci bir tavırla buluşmadığı sürece anlamsız olacağını hararetli bir şekilde anlatmaya başladılar. Çocukların sağlıklı ve nitelikli bir şekilde beslenmesi gerektiğini anlatacakları bir bildirge yazarak ilgili kurumları uyarmak gerektiğini anlattılar. Ancak bu fikir de çekimser katılımcılar sebebiyle kabul görmedi.
Grubun en renkli kişisi olan Bireygül “farkındalık” diye adeta başlık atarcasına seslendi. “Arkadaşlar her şeyden önce farkındalık yaratmalıyız. Ben sanatçı arkadaşlarımla konuşup destek alırım. Farklı bir şeyler yapıp milyonlarca dezavantajlı çocuk için farkındalık yaratıp onların hayatlarını iyileştirecek o kırılmayı yaşatabiliriz.” dedi.
Hemen yaratıcı fikirler havada uçuşmaya başladı. Muhteşem bir proje bulunmuştu. Her çocuk devasa bezlere hayalindeki meyvenin renginde bulutlar çizecekti. Böylelikle rengarenk hayallerden bir gökyüzü oluşturacaklar ve buradan oluşan farkındalık çocukların hayatını kurtaracaktı.
Sonra bu bezlerin ve boyanın karbon ayak izi için kötü bir örnek oluşturacağına kanaat getirdiler. Tekstil çok fazla su kirleten sektör olduğu için uygun görülmedi. Sonra kâğıt gibi malzemeler akıllarına gelse de çevreci bir formül bulunamadı.
Bütün fikirler bittiğinde Alper çözümü bulmuştu. Öğrenciler bir çember oluşturacak ve gökyüzüne bakarak gördükleri bulutları arzu ettikleri meyvenin renginde tarif edecekti. Çember halinde herkes birbirine arzu ettikleri meyveleri bulutlar üzerinden tarif edecekti.
Sonraki haftalarda projenin sanat yönetmenleriyle idari planlayıcıları ile çalıştaylar yapıldı, şehir dışından konuklar ağırlandı, gala yemeği düzenlendi ve muhteşem plan son halini aldı.
Sonuç olarak fikir herkesin aklına yatmıştı. Bazı iş insanlarının eşi olan kadınların bir araya gelerek kurdukları hayırsever grubuna konuyu açıp destek buldular. Bir Alman vakfı da anlamlı bir bütçeyi gençlere hibe etti.
Etkinlik günü yurtdışından getirilen performans sanatçısı etrafındaki otuz kişinin oluşturduğu çemberin içinde bazı ilginç hareketler yaparak bulutlara dair bazı sözler söyledi. Yoğun alkışla karşılanan bu gösteriye çocuklar pedagojik kaygılardan dolayı getirilmemişti. Proje için toplamda 30 bin Euro harcanmış, öğle akşam yemekleri ve brançlar hariç bir de vegan yemeklerden oluşan gala yemeği düzenlenmişti. Etkinlik gerçekten basında ciddi bir yankı buldu. Hayırseverler basını davet etmiş böylelikle birçok medya organı projeyi haberleştirmişti.
Ancak haberler ertesi güne ancak servis edilebilmişti. Şehrin dışında gerçekleştirilen etkinlik oldukça geç saatte bitmişti. Basın yemeğe uygun görülmediği için onlara ayrıca sandviçler verilmiş, evlerine dönerken karınlarının doyurulması sağlanmıştı.
Bir sonraki hafta toplanan ekip gazetelerde yer bulan etkinliğine dair kupürleri bir araya getirip ne kadar başarılı bir iş yaptıklarına dair kutlama yapma kararı aldı. Alper her zamanki gibi gazete kupürlerini kesiyordu. Etkinlik haberinin hemen yanında küçük bir manşet Muhsin’in gözüne ilişti “açlık can aldı, minik bebek yetersiz beslenme kurbanı oldu”. Otobüsteki kadının kucağındaki bebekti bu. Arkadaşlarını gösterip “bakın bizim şehrimizde beslenme eksikliğinden bebek ölmüş, bugün ne kadar doğru bir iş yaptığımızı fark ettim” dedi. Hepsi birden ağlamaklı olup gazete kupürüne baktı. O gece bu etkinliğin geleneksel hale getirilmesi kararı alındı. Ve her yıl toplanıp bulutları boyadılar.