İnsan, hayatının öyle bir evresinden geçer ki; düşünür, duygulanır, özler, çırpınır… Bazen sadece kazanmak, bazen de elindekini kaybetmemek için tüm zamanını, emeğini ve hatta parasını harcar. Bazen de karşı taraftan hiçbir şey beklemez; yine de yapar yapacağını. Çünkü tüm bu gayretin arkasında tek bir sebep vardır: Karşılıksız sevmek.
Eskiler bu sevdaları öyle ulu orta konuşmaz, derinlerinde yaşarlardı. Bu duygu bazen bir kara parçasına yönelirdi; adına vatan sevgisi denirdi. Nitekim bıyığı henüz terlemiş binlerce genç, Çanakkale’de kendisini sırf bu uğurda toprağa armağan etti. Bazen de bir insana yönelirdi bu duygu; adına aşk denirdi. Kimileri hiç düşünmeden hayatını hiçe saydı, dağları delmeye kalktı.
Peki ne oldu da o adanmışlıklar yerini koyu bir sessizliğe bıraktı?
Modern dünya; kapitalizmin açgözlülüğü, içi boşaltılan değerler, istismar edilen duygular, tüketilen inançlar ve çalınan geleceklerle üzerimize geldi. Arka arkaya sıralanan yalanlar, önce duygularımızı, sonra inançlarımızı öldürdü.
Bugün bir kara parçasına tutkuyla bağlı gençlerin sayısı neden bu kadar azaldı? Çünkü o kara parçasının onlar için anlamı zayıflatıldı. “Toprak Ana” dedikleri kavram, artık tüm çocuklarını eşit sevmiyordu. Bazılarını daha çok kayırıyor, nimeti onlara veriyor; zayıfın elindekini alıp güçlenmekte olanın avucuna bırakıyordu. Bunun adına da kısaca “torpil” deniyordu. Adalet hissi zedelendikçe sevgiler tükendi, yerini derin bir hissizliğe bıraktı. Herkes kendi ördüğü yalan sarmalının içinde dolanmaya başladı. Psikolojide haz alamama ve duyarsızlaşma olarak tanımlanan anhedoni, toplumsal bir ruh haline dönüştü.
Artık hiçbir Mecnun Leyla için dağları delmek istemiyor. Çünkü Leyla’nın kafası karmakarışık; akıllı cihazının ışıklı ekranından başkasını görmüyor. Ama farkında da değil ki o aradığı Mecnun çoktan duyarsızlaştı ve ruhen öldü.
Son zamanlarda yaşananlar, dönen dolaplar, gidenler, çalanlar, geride kalanlar ve kutsalları harcayanlar… Tüm bunlar insanlarda tek bir ortak duygu yarattı: Gittiği yere kadar; artık hiçbir şeyin anlamı yok.
Hani o tanıdık şarkı sözü der ya: “Batsın bu dünya, bitsin bu rüya...” İnsanlar son zamanlarda kendi ağlatırken başkalarının sırtından gülenlerden çektiği kadar kimseden çekmedi. Ve ne yazık ki bu çağ, en çok da samimiyetle sevenlerin ruhunu kurban etti.